Türkeş'in kaleme aldığı..,

2 Şubat 2019 Cumartesi , 22:26
Okunma: 3766
0 Yorum

yazı!!!

 

İlk yazımızda, Rahmetki Türkeş'in kalame aldığı açıklamaları yazacağız demiştik,

 

Okuyucularımızdan gelen istek üzerine, yazı dizimize, 

 

Türkeş’in Uğur Mumcu’ya yolladığı açıklamayı,

 

Ardından, Nuretin Soyer’in açıklaması,

 

Türkeş’in Nurettin Soyer’e verdiği cevabı yayınlayacağız,

 

26 Eylül 1987 TÜRKEŞ'İN AÇIKLAMASI

Ankara Sıkıyönetim Savcısı Hâkim Albay Nurettin Soyer'in «12 Eylül Adaleti» başlıklı yazı dizimizdeki açıklamalarına, Alpaslan Türkeş bir açıklama gönderdi. Türkeş'in açıklaması aynen şöyle :

MHP ve Ülkücü kuruluşlar davası henüz devam etmektedir. Kesin hükme ulaşmamış bir dava hakkında konuşmak veya yazı yazmak hem anayasamıza göre, hem de kanunlarımıza göre yasaktır. Fakat gazetenizde MHP ve şahsımla ilgili eski Ankara Sıkıyönetim Başsavcısı Nurettin Soyer tarafından beyanlar yayımlanmış bulunmaktadır. Bunun için aşağıdaki hususları kısaca açıklamak ihtiyacı doğmuştur. Gazetenizin «12 Eylül Adaleti» başlığı altında 21 eylüf ve 22 eylül tarihli nüshalarında yayımlanan eski Ankaro 89 Sıkıyönetim Savcısı Nurettin Soyer'e ait beyanlarda MHP ve şahsımla ilgili yapılan açıklamalar tamamıyla gerçek dışıdır.

 

MHP'de yapılan usulsüz ve kanunsuz aramalarda sadece 3 adet tabanca bulunmuştur. Bu tabancalardan birisi kırık, kullanılamaz halde idi. Ayrıca MHP Gençlik Kolları binasının bitişiğindeki apartmanın bahçesinde, yani MHP'ye ait bölgenin dışında 2 adet tabanca daha bulunmuş ve bu 2 tabanca dd MHP'ye mal edilmeye çalışılmıştır. Bu tabancalar üzerinde yapılan parmak izi incelemesinde tespit edilen parmak izlerinin bir polis memuruna ait olduğu bilirkişi raporu ile ortaya çıkmıştır.

 

Halbuki gazetenizdeki yazı dizisinde «tabancalar ve silahlar» bulunduğundan bahsedilmektedir. Konuyu bilmeyenler bu sözler karşısında MHP Genel Merkezi'nde çeşitli birçok silahlar bulunduğu kanaatine düşebilirler. Savcının ileri sürdüğü bu ifadeler gerçek dışıdır. Yukarıda açıklandığı gibi partide bulunduğu ileri sürülen silahlar, birisi kırık ve kullanılmaz halde olan 5 adet tabancadan ibarettir. Bu tabancalardan 2 tanesi parti binalarında veya partiye ait orada bulunmaktaydılar. Bunlar Usul Kanunu'nun emrettiği üzere yetkili temsilciler olarak yapılacak aramalarda bulundurulması gereken kimselerdi.

 

Fakat Başsavcı Nurettin Soyer tarafından enterne edilerek aramalara katılmalarına imkân verilmedi. Daha sonra Emniyet Müdürlüğün'de ifadeleri alındıktan sonra bizzat Savcı Soyer tarafından emir verilerek serbest bıraktırıldılar. ' Bu hususu Savcı Nurettin Soyer 17 Haziran 1982 tarihinde kendi imzası ile mahkemeye verdiği 5 sayfalık yazıda belirtmiş bulunmaktadır. 90 Savcı Nurettin Soyer bir kanun adamında bulunması gerekli tarafsızlık ve hukuka bağlılık vasıflarından yoksun bir kimse olarak ağır suçlar işlemiştir. Hazırlık soruşturmasını kendisinin Mamak'ta kurduğu (C-5) denilen işkence barakasında işkenceci polislerle birlikte gözleri bağlı ağır işkenceler altında bulunan sanıkları sorgulamak suretiyle yapmış ve yürütmüştür.

 

Bu hususu hem sanıklar mahkemede sesini tanıyarak ifade etmişler hem de savcılığın kamu tanığı olarak mahkemeye getirtip dinlettiği 40 kadar tanık mahkeme huzurunda açıklamışlardır. Bunlar duruşma tutanaklarına geçmiş bulunmaktadır. Ayrıca Nurettin Soyer Milliyet gazetesi yazarlarından Orhan Tokatlı'nın tertipleyip savcılığa gönderdiği sahte Ağca mektubundaki imzanın Mehmet Ali Ağca'ya ait olduğuna dair bilirkişilere baskı yaparak rapor temin etmiştir. Fakat daha sonra Roma'da İtalyan savcısı, Grafitoloji Enstitüsü'nde bu mektubu inceletmiş ve imzanın Mehmet Ali Ağca'ya ait olmadığını tespit ettirmiştir. Nurettin Soyer ağır insanlık suçu işlemiş, sahteciliğe başvurmuş, çok marifetleri olan bir insandır. Marifetlerinden birisi de Cumhuriyet Halk Partisi eski senatörü Niyazi Ünsal'ı MHP senatörü göstererek onun mektuplarındaki sudan ileri sürüp idam edilmemizi talep etmesidir. Hukuka ve gerçeklere aykırı daha birçok konular vardır.

 

Gerekirse başka açıklamalar da yapılacaktır. Bu mektubumun sayın gazetenizin söz konusu yazıların çıktığı sütunlarda yayımlanmasını rica eder, saygılar sunarım. Alpaslan Türkeş

 

3 Ekim 1987 SOYER'İN TÜRKEŞ'E YANITI

Sayın Uğur Mumcu, Gazetenizde «12 Eylül Adaleti» başlıklı yazılar nedeniyle MHP Genel Başkanı Alpaslan Türkeş'in açıklamaları gerçeklerle bağdaşmamaktadır. MHP'nin ilk aranması sizin de açıkladığınız gibi Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı emrinde görev yapan Bolu Komando Tugayı 4. Tb.'da görevli komando yüzbaşısı Serdar Akyazan emrindeki askeri tim tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu konu, Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı'nın mahkemeye sunduğu 29 Nisan 1986 tarihli esas hakkındaki mütalaasında kesin olarak belirtilmiştir. Aynı mütalaanın 2 ve 6'ncı sayfalarında 12 Eylül 1980 tarihi ve onu takip eden günlerde askeri savcılıkça Bahçelievler 3. Cad-de'de bulunan 43-45nolu binalarda yapılan aramalarda 9 mm. çapında C-37379 nolu Browning marka (14'lü cinsten), 1 adet 6.35 mm. çapında 369676 nolu tabanca, üzerinde «Mauser Werke Ag Poelndergen» yazılı tabanca, 7.65 çapında 7385235 nolu Kırıkkale yapısı tabanca, 11 adet 9 mm. çapında Smith-Wesson marka tabanca, 1 adet 7.65 mm. çapında 8888 nolu tabanca, 1 adet 6.35 mm. çapında 20345 nolu tabanca, 327 adet mermi, arama tutanaklarında belirtilen miktarda patlayıcı madde, 3 adet peruk, bir kutu silah yağı, çeşitli tıbbi malzemeler bulunmuştur.

 

Görüldüğü gibi benim sıkıyönetimden ayrılmamdan dört yıl sonra iki askeri savcı, iki cumhuriyet savcısı tarafından hazırlanıp mahkemeye sunulan mütalaada toplam olarak 7 adet tabanca ve 372 tane mermi ele geçtiği belirtilmektedir. Mütalaanın 11'înci sayfasında, aramalarda bulunması için bina görevlisi Hasan Kozan vasıtası ile parti muhasibi Mehmet Doğan evinden telefon ile çağrılmış, ilgilinin gelmemesi üzerine Hasan Kozan aramada (hazırun) olarak bulundurulduğu yazılmaktadır. 12 Eylül gecesi binada yakalanan kişiler, gençlik kollarında görevli olduklarının bilinmediği için serbest bırakılmışlardır.

 

Bu kişiler arasında gençlik kolları genel başkanının da olduğu bilinseydi, hiç şüphesiz bu kişi bırakılmayacaktı. ' M. Ali Ağca ile ilgili bir gazetecinin getirdiği mektubun ciddi olup olmadığının tespiti için Ağca'nın İstanbul Sıkıyönetim'de bulunan «tatbik imzalarını» getirtip önce Ankara Polis Enstitüsü'nde incelettik. Emniyet Genel Müdürlüğü Polis Laboratuvarları Dairesi 23 Eylül 1981 gün ve 2263 sayılı genel işlem ve 1981/561 uzmanlık sayılı ekspertiz raporu verdi. Bu raporda, Ağca'dan Türkeş'e gönderildiği ileri sürülen mektubun «Ağca'nın mukayese yazılan arasında her yönden uygunluk bulunduğu, belgedeki yazıların tümünün M. Ali Ağca tarafından yazıldığı anlaşılmıştır» denilmektedir. Askeri Savcılık olarak bununla da yetinmedik. İstanbul Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Bölümü Başkanlığı'na başvurarak mektubu incelettik. Anılan bölüm başkanlığında görevli bir öğretim üyesi ve yardımcısının hazırladıkları raporda da «adı geçen fotokopide yazıların ve imzanın Ağca'ya ait olduğu» sonucuna varılmıştır. CHP Senatörü Niyazi Ünsal'ın «MHP senatörü» olarak iddianameye geçmesi bir maddi hata olup iddianamenin duruşmada okunması sırasında bu husus tarafımdan düzeltilmiştir. Saygılarla. Nurettin Soyer

 

5 Ekim 1987 ALPASLAN TÜRKEŞ'İN NURETTİN SOYER'E YANITI

Eski Ankara Sıkıyönetim Savcısı Nurettin Soyer'in «12 Eylül Adaleti» başlığı altında Cumhuriyet'te yaptığı yayınlarda, evvelce olduğu gibi gerçek dışı beyanları devam etmektedir. 6 savcı ile aramaya katılmış bulunan polisler tarafından imzalanmış tutanaklar mahkeme dosyalarında bulunmaktadır. Savcı Nurettin Soyer'in açıklamaları bu tutanaklara hiç uymamaktadır. Duruşmalar sırasında da belirttiğim gibi, ya bu tutanaklar gerçek dışıdır yahut Nurettin Soyer'in sözleri gerçek dışıdır.

 

Nurettin Soyer, tarafsızlıktan uzak, önyargılı olarak biz'r ve bizim temsil ettiğimiz siyasi görüşü hedef almıştır. O'nun gözünde kendisinden farklı düşünce sahibi olmak suçtur. Bunun için hiçbir suç teşkil etmeyen belgeleri suç belgesi olarak göstermektedir. Mesela, bunlardan biri. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı hakkındaki belgedir. Bu belge, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ile ilgili görev değişikliği ve tayinler hakkında bana verilmiş olan bir nottur. Soyer, bu notu suç belgesi olarak göstermektedir. Demokrasi He idare edilen ülkelerde her vatandaş, silahlı kuvvetler de dahil, devletin her şeyiyle ilgilenmek hakkına sahiptir. Halbuki, ben 16 sene milletvekilliği yapmış, 3 yıl Cumhuriyet hükümetlerinde başbakan yardımcılığı yapmış bir kimseyim. Ayrıca 1979'da kurulmuş olan Demirel hükümetinin 12 Eylül'e kadar koalisyon ortağı olmuş olan MHP'nin Genel Başkanıyım. Bu 99 sıfatlarım ve yetkilerimle bana denizci arkadaşlar tarafından verilmiş olan notu Başbakan'a takdim ederek durum hakkında bilgi verdim.

 

Ancak, yayımlanmış olan notta bir yanlışlık vardır. O sıralarda Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri bulunan Sayın Oramiral Arif Akdoğanlar'ın emekliye şevki söz konusu edilmemiştir. Bulunduğu görevde en az daha bir yıl devam etmesinin mümkün olacağı öngörülmüştür.'Bu belgenin hiçbir suçla veya gayri meşru faaliyetle ilgisi yoktur. Bunun gibi, yayımlanmış olan hâkim listeleri de aynı durumdadır. Meclisteki MHP grup odasında, 1979 yılında, beni ziyaret eden askeri hâkimlerden meydana gelen bir heyet, evvelki hükümet tarafından yapılmış olan askeri savcı ve hâkim tayinlerinin 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu'na aykırı usulle gerçekleştirildiğini söyleyerek, bunun için bu tayinlerin yeniden kanun hükümlerine uygun şekilde düzeltilmesi ricasında bulundular. Çünkü, daha önce kanuni prosedüre uygun biçimde ve konuyla ilgili görevli kişilerin katıldığı yetkili kurul tarafından hazırlanmış «gerçek» listenin bilahara yetkisiz kişilerce değiştirildiğini iddia etmekteydiler.

 

Yine bu zevatın iddiasına göre, zamanın Milli Savunma Bakanı olan şahıs, yanına üniversiteden bir profesörü, bir de bir askeri yargıcı alarak listeler üzerinde köklü değişiklikler yapıp; yine kendi yazdıkları bir metni Bakanlar Kurulu kararnamesine bir ek halinde iliştirerek kararnameyi yürürlüğe sokmuşlardı. Halbuki, prosedüre göre, bu listenin Bakanlar Kurulu kararnamesi için kullanılmakta olan kartonlara yazılarak kararnamenin öylece imzaya açılması gerekirdi. İşte, bu askeri hâkim ve savcılar heyeti, yapılan davranışı doğru bulmadıklarını, bunun için de durumun yeniden ele alınıp değerlendirilmesi gerektiğini söylüyorlardı. Bu arada, bir kısım askeri hâkim ve savcının yer aldığı ve artı-eksi şeklinde işaretlenmiş bir listeyi de verdiler. Listedeki artı işaretleri antiko-münist, eksi işaretleri solcu anlamında kullanılmıştı. Yani, bu işaretleme benim tarafımdan yapılmış değildir, bahis konusu heyetçe yapılmıştır. Bu belgenin hiçbir suçla ve illegal bir faaliyetle ilgisi olmamasına rağmen. Savcı Soyer, sırf sansasyon ve kamuoyunu aldatma maksadıyla bu belgeyi de büyük bir suç unsuru gibi piyasaya sürmüştür. Savcı Nurettin Soyer, Cumhuriyet Gazetesi'nde benim mektubuma verdiği cevapta «12 Eylül gecesi binada yakalanan kişilerin gençlik kollarında görevli olduklarını bilmediği için serbest bırakıldıklarını» ifade etmektedir.

 

Bu sözleriyle de kendi kendisini ele vermektedir. Hem, MHP Genel Merkez binalarında silahlar bulunduğu ve arama yapılması İçin emir aldığını belirtiyor hem de orada bulunan kimselere «siz kimsiniz, burada işiniz nedir?..» diye sormadan hepsini serbest bıraktırıyor. Bu nasıl savcı?.. Bu nasıl görev anlayışı?.. Konuyu kamuoyunun takdirine bırakıyorum. Ayrıca, açıklamalarında partinin odacısı Hasan Kozan'-la Parti Genel Muhasibi Mehmet Doğan'a haber verilerek çağrılmasını istediğini, fakat Mehmet Doğan'ın aramaya katılmadığını ifade ediyor. Halbuki, kendisi gerçekten bir parti yetkilisinin aramada bulunmasını isteseydi, bir sıkıyönetim görevlisini resmi bir araçla göndererek parti yöneticilerinden hangisini isterse veya hepsini birden arama yerine getirtebilirdi. Çünkü, sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş olduğu için ve hele bir odacının telefonuyla bir yetkilinin kendi başına evinden çıkıp genel merkez binasına gelmesinin mümkün olmayacağını Nurettin Soyer'in düşünememesi kabul edilemez.

 

CHP eski Senatörü Niyazi Ünsal'ın MHP senatörü gösterilmesi hususu iddianamenin 206. sayfasında yer almıştır. Nurettin Soyer, bunun maddi hata neticesi meydana geldiğini söylüyor. Çok doğrudur, zaten hazırladığı iddianamenin tamamı baştan aşağı maddi hata doludur. Mahkemede iddianameyi okurken bu bölüme geldiğinde, işlemiş olduğu büyük hataya orada da işaret etmiştim. Bunun üzerine Savcı Soyer söz alarak, politikacılığı küçümser bir eda ile, «Ne yapalım biz politikacı değiliz, Niyazi Ünsal'ın CHP senatörü olduğunu ne bilelim, biz O'nu MHP senatörü zannetmiştik» diye cevap vermiş, bu cevabı da tutanaklara geçmiştir, Biz de kendisine, iddianameyi havaya kaldırarak, «Siz burada 219 kişinin kellesini istiyorsunuz, bu şekilde nasıl konuşabiliyorsunuz, işte özrü kabahatinden büyük buna derler» diye cevap vermiştik...

 

Nurettin Soyer, çarşılarda serbestçe satılan bir radyoyu bile, garazkârlığı ve önyargısı yüzünden büyük bir telsiz olarak zikretmiş ve bu telsizle bizim. Emniyet Genel Müdürlüğü, MİT Müsteşarlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Devlet Hava Yolları telsiz çevrimlerini dinlediğimizi ifade etmiştir. Avukatlarımız aracılığıyla çarşıdan aynı radyoyu satın aldırarak faturasıyla birlikte getirip mahkemeye teslim ettirdik. Nurettin Soyer'in «telsiz» dediği cihaz mahkeme tarafından bilirkişilere incelettirildi.

 

Bilirkişiler raporda bu cihazın her yerde satılan bir radyo olduğunu bildirdiler. Daha ne diyelim ki?.. Nurettin Soyer, bu kafa yapısı, bu adalet anlayışı ve icraatıyla dünya adalet tarihine geçecek bir insandır. Davayı takibe gelen Paris Barosu avukatlarına sorulur, «bu davaya niye bu kadar ilgi duymaktasınız» diye. Cevap çok ilgi çekici ve manidardır. Fransız avukatlar «219 idam talebi Nürenberg duruşmalarında bile istenmedi, nasıl ilgi duymayız» derler. Evet, Nurettin Soyer, davanın başında 219 idam istemiştir. Netice ortadadır. Dünyanın en çok yandan iddia makamı da kendisidir.

 

Ne yazık ki, bu tip yanılmalar, geri dönülmez ve onarmaz yaralar açmaktadır. Saygılarımla. 

 

Kynak Uğur Mumcu 12 Eylül Adeşleti kitabınndan


Kaynak: