07.06.2016 21:08:32
Okunma: 2767
1 Yorum

Nivent Kurtuluş nivents@yahoo.com
Her gün katlanarak büyümekte!!!

 

Bugün Gaze-temiz.com’a haber koymak içimden gelmedi. İmar mış, yolsuzluk muş, beni ilgilendirmiyor. Gençcecik polislerimiz, askerlerimiz sivil vatandaşlarımızı kaybediyoruz.

Her sabah aynı korku ve endişe ile uyanıyoruz.
 
Bugün sizlerle geçmişten bu günümüze bir PKK sorununu paylaşmak istedim.
 
Terör = korku salma, yıldırma. Genellikle siyasal bir dava uğruna girişilen, toplumu korkutmaya, yıldırmaya yönelik her türlü eylem.
 
PKK ne istiyor?
 
Sorusunu yıllardır sorarım ve cevabını inanın hala bilmiyorum.
 
Tam anlamıyla bileni de görmedim.
 
Türk Kürt ayrımını da anlamakta zorlanıyorum.
 
Hemen hemen her gün “PKK üstlendi patlamaları” haberlerini duyuyoruz.
 
Terörü lanetliyoruz söylemleri ile günümüzü bitiriyoruz.
 
Şimdi sizleri yakın tarihe, 24 yıl öncesine götürmek istiyorum.
 
O yıllardan günümüze gelen gazete manşetlerine yansıyan bir takım haberlere bakalım.
 
1992 yılında “Her şey Özal'ın Kürt raporu ile başladı” 
 
1992'de dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Güneydoğu ile ilgili 10 sayfalık hazırlattığı rapor adeta fitili ateşledi ve o iki yıl Türkiye'ye kabus oldu.

"Karşılaştığımız sorunun basit bir terör olgusunun çok ötesinde olduğu aşikardır." deniyordu. 
 
Turgut Özal, ANAP milletvekili Adnan Kahveci'ye yeni bir rapor hazırlaması için görevlendirdi. Kahveci, Güneydoğu'da bir süre inceleme yaptıktan sonra 

"Kürt sorunu nasıl çözülmez" başlıklı bir rapor yazdı. Mayıs 1992'de Özal'a sunulan raporda şu satırlar dikkat çekiciydi: "Askeri çözümle hiçbir ülke çözüme ulaşamamıştır. Bugün Kürt sorunu siyasal bir kriz halini almıştır. Çözüm için cesur siyasal adımlara ihtiyaç vardır. Bu nedenle Kürt realitesi, Kürt kimliği ve dili hızla kabul edilerek, Kürtler'in siyasal hakları verilmelidir. Bu durum Türkiye'de demokrasiye ufuklar açmakla kalmayıp PKK gibi terör örgütlerine olan halk desteğini de ortadan kaldıracaktır."
 
Mayıs 1992'den itibaren şiddet eylemleri yeniden arttı.
 
24 Ocak 1993: Cumhuriyet Gazetesi yazarı Uğur Mumcu, Ankara'daki evinin önünde bulunan arabasına konan bomba ile öldürüldü. Mumcu, öldürülmeden önce PKK-Devlet ilişkisini irdeleyen bir kitap üzerinde çalışıyordu. Türkiye'nin her yanından Ankara'ya gelen binlerce kişinin katılımıyla gerçekleşen cenaze töreni, laiklik, cumhuriyet ve demokrasiye bağlılık mitingine dönüştürdü.
 
Tansu Çiller, 1993'te Başbakanlığı döneminde önce "Kürt sorunu ve terörle mücadele sadece silahla değil, sosyal kültürel ve bireysel tedbirlerle desteklenmeli" diyerek Kürtçe televizyon ve seçmeli ders öneriyordu. 
 
Tansu Çiller "Ya bitecek ya bitecek" dedi. 
 
O dönemde çıkan gazete manşetlerine yansıyan PKK'ya haraç veren işadamlarının listesini çıkardıklarını söyledi. Çiller döneminde PKK'ya karşı çok yoğun operasyonlar yapıldı ve çok sayıda faili meçhul cinayet işlendi. 1994 yılında Meclis'te bulunan DEP milletvekillerini işaret eden Çiller "PKK'yı Meclis'ten atacağız" dedi. Leyla Zana'nın da içerisinde olduğu milletvekilleri gözaltına alındı ve cezaevlerine gönderildi. 2001 yılında Çiller bu kez kamuoyunun karşısına daha ılımlı bir raporla çıktı ve TRT'den birkaç saat Kürtçe yayın istedi.
 
Başbakan Necmettin Erbakan'ın Kürt sorununa ilişkin çözüm arayışı ise ne PKK'yı ne Öcalan'ı heyecanlandırdı. Oysa Erbakan, daha hükümetin kurulduğu ilk günlerde 27 Temmuz 1996 günü RP Genel Merkezi'nde Van Milletvekili Fethullah Erbaş ve Araştırmacı Yazar İsmail Nacar'la biraraya gelerek, Özal'la kesintiye uğrayan barış sürecini yeniden başlatma niyetindeydi.
 
Bülent Ecevit zamanında  Öcalan'ın yakalanıp, İmralı’ya konma tarihi 15 Şubat 1999…
 
Bebek katili Abdullah Öcalan, eğer 56.hükümet zamanı yakalanmamış olsaydı, DSP yerine, 18 Nisan 1999 seçimlerinde MHP'nin birinci parti olarak çıkmasına kesin gözüyle bakılıyordu.
 
Türkiye, Öcalan’ın 15 Şubat’ta yakalandığını, 16 Şubat 1999’da Başbakan Bülent Ecevit’in yaptığı, “Abdullah Öcalan Türkiye’dedir” açıklamasıyla öğrendi.
 
28 Şubat sürecinin ardından DSP, ANAP ve DTP’nin kurduğu Anasol-D hükümetinin gensoru ile düşürülmesinden sonra, CHP dışındaki partilerin desteğiyle azınlık hükümeti kuran Ecevit, Öcalan’ın yakalanmasıyla 1970’lerden sonra yeniden patlama yaptı. 18 Nisan 1999 Seçimleri’nde DSP oylarını yüzde 14.65’ten yüzde 22,19’a çıkardı ve birinci parti oldu. ANAP ve Milliyetçi Hareket Partisi ile birlikte 57. hükümeti kurdu ve 2002’ye kadar başbakanlık koltuğunda oturdu.
 
Öcalan 1999'da Türkiye'ye teslim edildiğinde, dönemin başbakanı Ecevit, “Amerika, Apo'yu neden verdi, anlamadım”  sorusu çok tartışılmıştı.
 
Şimdi gelelim 1984 – 2012 şehit sayılarına
 
PKK'nın ilk saldırısını yaptığı 1984 yılından 2012Türkiye Cumhuriyeti devletini yöneten hükümetler ve bu hükümetler döneminde verilen şehit sayılarını gösterir liste...
 
1-ANAP Dönemi:
Başbakanlar; Turgut Özal, Yıldırım Akbulut, Mesut Yılmaz.
Şehit sayısı: 2000
 
2-DYP-SHP koalisyon dönemi;
Başbakanlar; Süleyman Demirel, Tansu Çiller
Şehit sayısı: 6300
 
3-Refahyol Dönemi:
Başbakan; Necmettin Erbakan.
Şehit sayısı: 3200
 
4-DSP-MHP-ANAP Koalisyonu:
Başbakan; Bülent Ecevit
Şehit sayısı: 269
 
5-AKP dönemi:
Başbakanlar: Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan
şehit sayısı: 2100 
 
2012 yılından sonra artarak devam etmekte.
 
Sonuç olarak PKK sorunu parti sorunu olmaktan çok öte ülke sorunudur?

Birlik beraberlik içinde halkımızı sağduyuya davet ederken şehit ailelerine Allah’tan rahmet diliyorum.
 

Etiketler:

Misafir - 09.06.2016 12:29:15

  • Cesamin Özkan
  • Ülkenin en temel sorunlarından olan bu sorunu güzel bir kronoloji ile anlatmış olmanız aslında sorunun temelini ve çözüm yollarını algılamak isteyene yeterli. İyi bakıldığında sorunun temelinde bir bölgede yaşayan insanların doğuştan gelen bir takım özelliklerini yaşama talebi üzerinde, kendilerinin çıkarı için utanmadan tepişen siyasal alanda bulunanların bu tabanı kullanma sanatı yatmaktadır. Bu siyasi kişilikler yapılar bu sorunun çözülmesin, olabildiğince sürümcemede tutulması yönünde sanatlarını icra etmektedirler. Çünkü bu alan onların iktidara taşıma, orada çirkin işlerini yapabilme gücünü onlara veren alanlardır. Kim ki bu sorunu çıkarsız ve gerçek anlamda çözmeye kalkışmıssa başına ya uçak kazası yada başka bir biçimde etkisiz hale getirildiğini görürsünüz. En belirgin örneği Eşref Bitlis tir. Bu alanı yukarıda belirttiğim kirli amaçları doğrultusunda en son ve en çok vede en etkili bir biçimde kullanan siyasal yapı ve kişi AKP ile onun başındaki Recep Tayyip Erdoğandır. İktidarı tükenme dönemine girdiği sırada yedekte tuttuğu Kürt sorununu devre koyarak ülkenin ve milletin zararına çalışma niteliğini sürdürme olanağını elde etmiştir. Acı olan Kürt tarafının bu oyuna çok cahil ve safça katılmış olmasıdır. Aslına Recep Tayyip Erdoğan millet ve ülkenin herhangi bir sorununun çözümü ile ilgili bir yanı kaygısı olmadığını, onun sadece ve sadece kendisi için olan ama millet için asla iyi olmayan amaçları olduğunu göremediler. İşte yaşanan tüm bu olumsuz tablo bu kişilerin tıpkı 4X100 bayrak yarışı gibi bir hal almış, Ülkelerde ulusal, ekonomik, sosyal sorunların çözüm adresi bellidir. Adından da anlaşılacağı üzere sosyalist yapılar bu sorunun çıkarsız, toplumsal çıkar merkezli çözüm adresidirler. Bu anlamda bu yapıya en yakın siyasal yapı Cumhuriyet Halk Partisi olduğu için, toplumsal talebin dayattığı bu göreve koşut olarak dönüşümünü yapmak durumundadır. Bu dönüşümü bana göre hızla yaparak sorunların dayattığı görevlere hazır hale kendisini getirmiş olacaktır. Partide şu sıralar yaşanmakta olanda budur. Ülkemizin almış olduğu yaraların çok profesyonelce sarılması, onarılması ve hızlı bir kalkınmanın koşullarının hazırlanması olmaz ise olmazıdır Türkiye'nin. Bu görev yapılırken etkili ve hızlı sonuç alınması açısından AKP döneminin suçluları mutlaka yargılanarak, çalınmış olan tüm değerlerinin ulusa geri dönüşümü sağlanmalıdır. Bu görevleri yapacak olan Türkiye Cumhuriyetinin neferleri zaten göreve hazır durumda olup görev emrini beklemektedirler.
  • Yazarın Diğer Yazıları