03.05.2017 13:50:52
Okunma: 1332
1 Yorum

Mete Gönenç gonencmete@yahoo.com
O EL ARTIK GÖRÜNÜYOR!

     
Geçen hafta Dünya Günü’ndeki yazımda, Küreselleşen kapitalizmin bir avuç mutlu azınlığın yararına, dünyada eşitsizliği, açlığı, sefaleti arttırdığını, doğal kaynakları tükettiğini çıkardığı savaşlarla da insanlığın her gün biraz daha sona yaklaştığını yazmaya çalışmıştım. Konunun önemini düşünerek nasıl bu noktaya geldiğimizi kısaca özetlemek istedim.
 
Feodal düzen içinde filizlenen, kapitalist üretim ilişkileri, buhar makinelerinin bulunuşu ve sanayi devrimleri ile ‘aydınlanma çağı’ nın bilim ve sanattaki getirileri 18 Y.Y’ın temel özelikleridir. Bunların sonucu olarak oluşan 1789 Fransız İhtilalı ise Yakın Çağın ve burjuva demokratik devrimlerinin başlangıcı olmuştur. Ekonomi biliminin ise tam da bu sırada, Adam Smith’in 1776 da yazdığı (Ulusların Zenginliği) kitabıyla başladığı kabul edilir.
 
Çağımızda, iktidar, din ve ahlak ilişkisini çok güzel gösterir biçimde İskoçyalı bir ahlak bilimcisi olan A.S,klasik iktisat ta dediğimiz piyasa ekonomisi teorisinin temelini atmıştır. Bu ekonominin ise, özel mülkiyet ve teşebbüs serbestîsi ile piyasa ekonomisine dayanmaktadır. Devlet ekonomiye müdahale etmeyip, ekonominin tam rekabet koşulları içinde sürmesini sağladıkça ‘GÖRÜNMEZ EL !’ de denilen otomatik mekanizmalar ekonomi de tüm dengeleri toplum için de en iyi olacak şekilde sağlayacaktır. Rasyonel davrandıkları kabul edilen kişilerin bireysel kazançlarının artışı ile hem kendileri hem de toplum kazanacaktır.
 
Öncesinde devlet müdahalesiyle merkantilizm) sermaye birikimini sağlayabilen kapitalist sistem çok az bir süre serbest rekabet ve piyasa ekonomisini uygulayabilmiştir. Neoliberalizm, Keynes’çilik, hatta  seyrek de olsa sosyal demokrasi, tarih içinde kapitalizmin değişik uygulamaları olagelmiştir. Ancak bu sistemlerin hepsinde görünüşte de olsa ortak amaç tam istihdam ı sağlayarak, bireylerden hareketle toplumun mutluluğunu sağlamak olmuştur.
 
Bütün bu gelişim içinde kapitalizm, sömürgecilikten emperyalist döneme geçmiş ve bu süreçte de liderini değiştirmiştir. Yeni keşfedilen koca bir kıtadaki sınırsız zenginliklere el koyan, kıtanın asıl sahiplerini tümden katleden Avrupa’nın haydut, katil ve hırsızlar tarafından kurulan, iki dünya savaşında da zenginliğini arttıran ABD sistemin liderliğini ele geçirmiştir. İngiltere ise liderliği devredip, dünyanın 2.finans merkezi ve büyük ekonomisi olmuştur.
 
1944 de yapılan Bretton  Wooods anlaşması ile altına bağlıda olsa dolar dünyada geçerli para birimi olurken 1971 den itibaren, ABD  kendi kararıyla, kendisine büyük avantaj sağlayarak, dolarını  altından da bağımsız dünya parası  yapmıştır. Kapitalist sistemin geçirdiği sayısız kriz sonrası, bu tarihten itibaren,, sosyalizm düşmanı Friedmanın görüşleri dünyaya egemen olmaya başlamıştır..
 
Sermayeye sınırsız özgürlük, bireycilik, tüm devlet mallarının özelleştirilmesi, sendikasızlaştırma, bu sistemin olmazsa olmazlarıdır. Tam da bu yıllar da 1960 ların sonlarında çok güçlü olan sol akımlar, küçük burjuva kökenli gençliğin devreye sokulmasıyla, sol özünden koparılıp, sağ akımların bireyciliğine karıştırılıp, bireysel özgürlükleri yüceleştirilmeye yardımcı olmuştur. Süreç içinde hiç birimizin beklemediği kadar kolayca çöken sosyalist sistemler ile istenilen ortam hem de tek kutuplu dünyada yaratılmıştır.
 
İşte tamda bu ortamda ABD de R.Reagan, İngiltere’de M. Thatcher la oturtulup, az gelişmiş ülkelere de İMF, Dünya Bankası, AB gibi kuruluşlarca dayatılan, bu küresel ekonomik düzende, tekrar ve sınırsız bir şekilde serbest ekonomi! ve tam rekabet! Piyasalarına dönülmüştür. Ama artık ekonomik dengeler otomatik mekanizmalarla yani görünmez el ile değil açıkça, Dünyaya hâkim olan holdinglerin elleriyle sağlanmaya başlamıştır. Artık tam istihdamı sağlamak, işsizliği önlemek ekonominin gündeminden tamamen çıkmış, tek amaç bu holdinglerin karlılığını sınırsız arttırmak olmuştur.
 
Artık ekonomi ve dolayısıyla tüm dünyanın ipleri çekirdekte daha da az olmak üzere çoğu da ABD kaynaklı 400 civarında holdingin eline geçmiştir. Bu holdinglerin mülkiyeti ise yaygın bir şekilde kişi ve kuruluşlara paylaştırılmış olup işçi-patron ilişkisi ortadan kaldırılmıştır. Ortaklar adına şirketleri yönetmek için çoğu  dört elli!CEO adında yeni bir nesil türemiştir.
 
Bu sistemde  Kar oranlarının düşmesi ve tam istihdamın amaç olmaktan çıkmasıyla yatırım amaç olmaktan çıkmıştır.. Paradan para kazanmak ise holdinglerin karlarını katlamaya başlamıştır..Dünya ölçeğinde sermaye hareketlerinin önündeki tüm sınırlar kaldırılarak,faiz için dolaşan para miktarı ,dünya ticaret hacminin yani mal ve hizmet alımı için dolaşan paranın binlerce misli üstüne çıkmıştır. Kara para aklama miktarı bile rutin kar getirici işlerden olarak, küresel gayri safi milli hâsılanın yaklaşık %2 ile %5'i dir.
 
Doların hâkim para olmasıyla küresel sermayenin arzu ettiği tüketimi sağlayabilmek için dünyadaki dolar cinsinden ifade edilen para miktarı 1971 de 70 trilyon dolar iken 30 kattan fazla artarak para miktarı 1,2 katrilyona çıkmış durumdadır.. Borsalar ve para piyasası kumarhaneye döndürülmüş, örneğin, İngiltere’nin ayrılma kararından sonra, Sterlininin düşüşü yüzde 10'lara dayanırken, dünya genelinde sadece 1 günde 2 trilyon dolar buharlaşmıştır. Küresel sermayenin planladığı tüketimi sağlayabilmek için tüm ülkeler insanların büyük kısmı borçlandırılırken, ülke ya da tek kişi bazında borçların toplamı ise 199 trilyon dolara çıkmıştır.
 
Bu dönemde, aşırı gelişen teknoloji ve iletişimi, bilimi, medyayı kontrolüne alan küresel sermaye, en demokratik ülkelerde bile bırakın Marksı, Keynes’i bile üniversitelerin müfredatından çıkarmıştır. Bireycilik dünyadaki tek geçerli düşünce akımı haline getirilmiştir. Eşitsizliğin, açlığın artmasıyla da, dünyayı yönetebilmek için az gelişmişlerden başlayarak, gerici ve milliyetçi akımları teşvik ederek faşist yönetimler hortlatılmıştır. Faşizm tüm dünyada yeniden gündeme gelirken! Patron ABD’ ye de sıçrayan uygulamasının sonucu ise endişeyle beklenmektedir.
 
Görüldüğü gibi küresel sermaye düşünce-fikir bazında da kesin üstünlüğü ele geçirirken iyice kitlelerden kopan etkisizleşen bizim sosyalistler ne yapmaktadır dersiniz? Bu süreçte. Bireycilik akımlarının etkisinde kalan bu kesimin başına çöreklenen, toplumdan kopuk liderler, teorisyenler diyalektik düşünce ve eğitimi, bilimsel tartışmayı unutturma görevini başarıyla sürdürmektedir. Sanki hiçbir şey değişmemiş gibi bir asır önceki devrimlerle övünüp, gelişen iletişim ve teknoloji karşısında geçersiz kalmış Leninist taktikleri bile görünüşte uygulayıp en keskin sloganlarını atmaya devam etmektedirler. Kimin adına yaptıkları belirsiz şekilde, dünyadaki nesli tükenmiş Çipras gibi liderlerle rekabet edip yıpratmak, şovenist akımların kuyruğuna takılmak yaptıkları en başarılı! İşlerdir.
 

Dünyanın bu günkü haline son verecek mücadelede önderliğin ancak sosyalistler tarafından yapılabileceğini düşünürsek, az sayıda, ayakta kalabilen sosyalistin temel görevinin ise bu dağınıklığa, çaresizliğe son verecek çalışmaları, tartışmaları başlatmak olmalıdır. 

Etiketler:

Misafir - 10.05.2017 18:07:12

  • semih dinç
  • "..Görüldüğü gibi küresel sermaye düşünce-fikir bazında da kesin üstünlüğü ele geçirirken iyice kitlelerden kopan etkisizleşen bizim sosyalistler ne yapmaktadır dersiniz?...." diye devam eden sondan önceki paragraf doğrularla/yanlışların ortaklaştığı ve netlik içermeyen bir sentez olmuş..Bu nedenle çok daha derin bilimsel belge/bulgularla araştırılması gereken bir açılım.!. Bunun dışında, tarihsel gelişimiyle kısa,öz ve güzel bir ekonomi-politik dersi olmuş.. Teşekkürler hocam..:)
  • Yazarın Diğer Yazıları