20.02.2017 17:54:14
Okunma: 1290
1 Yorum

Mete Gönenç gonencmete@yahoo.com
İZMİR DÜŞERKEN (8)

 

1997’de DYP-REFAH hükümetinin çekilmek zorunda kalmasıyla ülkemiz demokrasinin son durağı olarak DSP-ANAP-MHP hükümeti kuruldu. Bu garip koalisyon döneminde 1999 da ‘APO’nun yakalanması veya ABD tarafından teslim edilmesiyle terör neredeyse sıfırlandı. Ancak, İMF programlarının uygulanmaya devam edilmesiyle asıl terör ekonomide yaşandı.

Bu yıllarda artık yatırımı ikinci plana itip, tefecilikten para kazanmaya başlayan yerli ve yabancı sermayenin İMF kanalıyla dayattığı politikalarla, özel sektörün vergileri düşürülerek, çalışanların vergi yükü arttı. Neredeye her büyük sermaye gurubu bir banka aldı veya kurdu. Devlet çıkardığı tahvillerle bu bankalardan borç alarak çok yüksek faizler ödüyordu. Sermayenin kazançlarında artık, bir nevi tefecilik yoluyla elde edilen rant gelirleri, yatırımdan elde ettikleri karların çok üstüne çıkmıştı.
 
İşsizlik büyürken faiz ve döviz ise sürekli yükseliyordu. Tam da bu dönemde 2001 de küresel sermayenin mutemet adamı Kemal Derviş ekonomi bürokratı olarak ülkeye gönderildi. Ecevit ise Dervişi kısa sürede Ekonomide Sorumlu Bakan yaptı. Derviş, sonrasında ancak AKP gibi bir iktidar tarafından uygulanabilecek,  finans sisteminin radikal bir şekilde yeniden yapılanmasını sağlayan ‘Güçlü Ekonomi Programı'nı’ hazırladı. 2002 Ağustos ayında başbakan yardımcısı Devlet Bahçeli  ile görüş ayrılığına düşerek görevinden istifa etti. Önce yeni parti kurmaya çalıştı, ortalığı iyice karıştırdıktan sonra ise CHP ye girip milletvekili oldu. Sonrasında yuvasına,ABD ye geri döndü.
 
2002 de artık iyice deşifre olan D.Bahçeli beklendiği şekilde koalisyonu bozdu. Ekonomik krizlerin faturası DSP-ANAP-MHP ye kesildi ve üç partide 2002 seçimlerinde barajın altında kalarak meclise giremediler.2001 de kurulan AKP, 2002 Kasım seçimlerinde %34,8 oy alarak 353 vekille iktidara geldi.4 yıldır mecliste olmayan CHP ise %19,5 oyla tek muhalefet partisi olarak mecliste yerini aldı. İlk hükümette RTE yasaklı olduğu için Abdullah Gül başbakan oldu.116 gün sonra 2003 de ise RTE-Baykal görüşmesinin ardından ve Baykal’ın açık desteğiyle RTE, yenilenen Siirt seçimleri sonucu vekil ve arkasından başbakan oldu.
 
AKP'yi 2002'de iktidara taşıyan etkenlerin başında, 2001 krizinin yarattığı yıkım vardı. Kriz sonrası halkı daha da yoksullaştıran, "kemer sıkmayı" dayatan IMF politikaları, önceki iktidar tarafından uygulandı. AKP'nin iktidar olduğu konjonktürde, "ise bu acı reçete"nin sağladığı görece istikrarın meyveleri toplanmaya başlandı. Tek bir satırı dahi kendisine ait olmayan bir ekonomi programı uygulayan ve IMF ile tam bir uyum içinde çalışan AKP, sadece IMF'nin değil aynı zamanda Avrupa Birliği ve Amerikan emperyalizminin de isteklerini harfiyen yerine getirerek onların desteğini aldı. AKP’nin iktidar olduğu dönem, aynı zamanda dünya çapında büyük bir likidite bolluğunun yaşandığı süreç oldu. AKP yabancı sermayenin önündeki tüm engelleri kaldırarak bunun bir kısmını çekti. Bu durum, ekonomide görece bir canlılık yarattı.
    
1983 den sonra Maliye bürokratı olmuş birçok meslektaşımdan bildiğim ‘TAKKİYE’ denilen şeyin nasıl bir şey olduğu ise bu dönem iyice anlaşıldı. Henüz önemli devlet kuruluşlarını kontrolüne almamış olan AKP, liberal aydınlarımıza da hoş gelecek şekilde ‘Kemalist Diktayı’ yok etmek, inanç özgürlüğü ve tabii ki ‘TURBANA ÖZGÜRLÜK’ sloganlarıyla işe başladı. Artık yumuşak inişle devlet kuruluşlarına hâkim olma dönemleri başlamıştı.
 
2004 Yerel seçimlerinde oyunu %41,67 ye çıkaran AKP’nin artık ileriye bakma zamanı gelmişti.2007 de ANAP ve DOĞRU YOL partilerinin genel başkanları Erkan Mumcu ve Mehmet Ağar, partileri birleştirme numarasıyla bedelleri tahmin edilebilecek bir şekilde bu partileri büyük ölçüde yok ettiler. Kadrolarının büyük kısmı doğal olarak AKP ye katıldı. Karşısında hiçbir zaman etkili bir muhalefet olmayan AKP’nin bu günlere gelebilmek için önü iyice açılmıştı.
 

Etiketler:

Misafir - 10.03.2017 09:21:26

  • Cesamin Özkan
  • Tüm emperyalistler ve onların yerli işbirlikçileri el birliği ile cehalet yükledikleri milleti din ve milliyet duygularını kullanarak sömürgeci düzenlerini sürdürme gayreti içinde olurlar. Bu onların alçakça ama doğaları gereği eylemleridir. Burada önemli olan muhaliflerin konumu stratejileri ve buna dayalı başarılarıdır. İşte ATATÜRK, işte FİDEL, ERNESTO. İşte Bülent ECEVİT. Ecevit o halk düşmanı alçaklara karşı halkı üzerinde etkili olup iktidara tek başına yaklaşabildi. Yani bu güne baktığımızda ana muhalefet CHP nin kabul edilebilir bir performansının olmadığını itiraf etmeliyiz. Sağ da kalmış diğer muhalefetten talepte bulunmak zaten abesle iştigaldir. Her koşulda ülkelerin devrimcileri strateji uzmanı olduklarını kanıtlamalıdır. Türkiye'de bu görev asla başarılı olmadı. Tabi ki kendine özgü zorlukları var ama olması gereken de olmadı.
  • Yazarın Diğer Yazıları