15.01.2017 18:57:26
Okunma: 1406
3 Yorum

Mete Gönenç gonencmete@yahoo.com
İZMİR DÜŞERKEN (4)

 
Demokratik devrimin temel unsurları 1920-23’lerde yapılan düzenlemeler ile başlatılmış, 1950’de çok partili demokrasiye geçişten sonra 1962 Anayasası ile kâğıt üzerinde tamamlanmıştır. Tek eksik, bu yazılı metni tam anlamıyla ve özüne uygun olarak hayata geçirebilecek kadroların hiçbir zaman iktidara gelmemesidir.
 
Gençliğimin büyük bölümünü geçirdiğim, hala mutlu bir rüya olarak hatırladığım 60’lı yıllarda, demokrasi kurumları gelişirken ülkemizde ilk defa işçi sınıfının liderliğinde bir sosyalist parti, TİP kurulmuş ve önemli başarılara imza atmıştır. DİSK, FKF, TÖS, İLK-SEN, POL-DER ve daha birçok sol, ilerici STK, meslek odaları ve tabii ki özerk üniversite ve TRT bu dönemin kuruluşlarıdır.
 
Demokrasi şartları içinde, sanat, edebiyat, tiyatro, sinema başta olmak üzere çok önemli ilerleme kaydetmiş, önemli eserler kazandırılmıştır. Dönemin şarkıları hala bile gözde olup bizlere seslenmektedir. O dönemin sıcak insan ilişkileri ile güzelleşen toplumunu anlatan filmlerden birini bilmem kaçıncı kez seyrederken  (MAHALLENİN GELİNİ) birbirlerini seven, kucaklayan, koruyan, mahallelileri gördükçe gözlerimden yaşlar döküldüğünü söylemek isterim.
 
Peki, ne olmuştur da bu dönem bu kadar kısa sürmüştür ve bu günlere gelinmiştir dersiniz? İşte burada küreselleşme yolundaki emperyalist patronlar ve dünyadaki gelişmelerin aksine bir türlü gelişemeyen, o yüzden kullanıma açık ittihatçı aydınlarımız devreye girmiştir. Bilindiği gibi, anayasalar hukukun genel çerçevesin belirleyen metinlerdir. Anayasaların, çıkarılacak yasalar, hukuki düzenlemeler, en önemlisi de uygulamalarla hayata geçirilmesi gerekir. Sanırım en önemli sorun da buradadır. Bu konuda kendi hayatımdan bazı örnekler vermek isterim.
 
Kamu iktisadi teşekkülleri (KİT) bilindiği gibi piyasa koşullarında göre üretim yapmak üzere, ülkemiz gelişmesinde önemli katkılar sağlayan kuruluşlardır. 1960’larda yeniden düzenlenip planlı ekonominin motoru olarak güçlendirilmek istenen bu kuruluşların karından, zararından ve verimliliğinden sorumlu sahibi ise devlettir. Peki devlet bu sahipliğini nasıl yürütmüştür dersiniz?
 
1980’lerin başında en önemli KİT’lerden dev kuruluşumuz PETKİM’in kuruluş aşamalarını görevli olarak büyük bir heyetle incelemiştim. Gördüğüm beni şaşırtmış ve üzmüştü. Yeterli ekibe ve donanıma sahip bu kuruluş, işlerini çok daha ucuza kendi yapmak yerine bu olanakları da kullandırarak taşeronlara yaptırmıştı. Kuruluşta ciddi bir yönetimsizlik vardı. Peki, ama sorun neydi? Araştırdığımda sorunu buldum ve yazdım. Üst bürokrasi tarafından da kara listeye alındım. Çünkü sebep devletin şirket sahipliğini yürütme biçimindeydi. Yönetim kurullarında ya işi bilmeyen emekli paşalar ya da ek ücret verilmek istenen devletin diğer önemli kuruluşlarının işleri zaten yeterince çok, üst bürokratları vardı. Bu kadar basit ama önemli bir sorun ise yıllarca gündeme bile getirilmemişti.
 
Yine aynı yıllarda Ege Üniversitesi’ne bir denetim için görevlendirilmiştim. Sıkıyönetim irtibat subayı albayla hemen sıkı fıkı olan yönetim bizi ise her zaman olduğu gibi pek sevmemişti. Burada da 1962’de kurulan özerk üniversitenin gerektirdiği pek çok düzenlemenin yapılmadığını bizzat gördüm. Örneğin, daha önce resmi devlet hastanesi statüsündeki TIP fakültesinde eskiden olduğu gibi doktorların hasta yemeği yiyebilmesi için yeni yasaya uygun yönetmelik yapmak yerine, hasta sayısını, bu sayıya ,resmi listelerde doktor sayısını da ekleyerek düzenledikleri hiç aklımdan çıkmaz.
 
Kamuda görevli aydınların pek çoğunun bu davranışının ötesinde kendilerine solcu bile diyen ittihatçı aydınlar ise diğerlerinden çok daha fazla zarar vermişlerdir. Bunlar TİP’E oportünist -revizyonist diyerek, MDD tezi adı altında, emperyalizmle çoktan işbirliğine girmiş burjuvayı millici yapma gayretine girmişlerdir. Ülkedeki demokrasi ortamını geliştirmek yerine ise de NATO üyeliğini takiben ABD ile sıkı fıkı ilişki kuran subayları ‘milli ordu’ ilan ederek CIA güdümündeki cuntaların oyuncağı olmuşlardır. Doğu Perinçek’i başına getirdikleri Dev-Genç ile ilerici solcu gençleri silahlı harekete sokmuş, onlar ölüp, zülum görürken kendileri ise yeni teoriler peşinde terki diyar etmişlerdir. Bunların bir kısmını birer dönek olarak medyada izlemek gerçekten iğrençtir.
 
Bu hareket daha da ileriye götürmemiz gereken başta üniversite özerkliği olmak üzere birçok özgürlüğün kaldırılmasında önemli gerekçeler yaratmış 12 Martlara, 12 Eylüllere gerekçe gösterilmiş, kitlelerle sol, ilerici kesim arasında hala onarılamayan derin uçurumlar açılmasına neden olmuştur.
 
DEVAM EDECEK
 

 

Etiketler:

Misafir - 15.01.2017 23:48:52

  • METE GÖNENÇ
  • Her ikinize de nitelikli yorumlarınız için teşekkür ederim.Ancak,Şükrü bey sizin Face sayfanızı bulamadım???sevgiler
  • Misafir - 15.01.2017 23:28:13

  • nedeni. İ.Şeyda Karaca
  • 2002 den günümüze kadar meclis çoğunluğunu elden bırakmayan AKP'nin karşı devrimci kimliğinin bilinmesine rağmen 14 yıl önce iktidara gelişinin,bugün ülkeyi geri dönülmez bir yola sokabilmesinin nedenlerini sevgili Mete Gönenç,bana göre,açık ve anlaşılır,bağnazlıktan uzak bir dille sunuyor.
  • Misafir - 15.01.2017 20:53:51

  • Kaçan balik- Sukru Arslan
  • Dusuncelerimle aynen ortusen yazi dizinizin ilk bolumunu dikkatlice okudum. Keske bunlari 30 yil once ayni büroda (simdilerde ofis) yanyana 3 ay birlikte oldugumuz donemde rahatça tartisabilseydik! Ama ne yazik ki ikimiz de devlete bagli gorevlerde oldugumuz ve ayrica "kim" oldugumuzu bilmedigimiz için yapamazdik. Ayrica, henuz "12 Eylül"'un dumaninin tüttügü donem idi. Ülkemizin bugunku hale gelisinin temellerinin o gunlerde atildigini simdilerde anliyor bazilari. 60 darbesi hariç, diger askeri müdahalelerin tümünün bugunlerin suçlusu oldugunu çoklari yeni anlayabiliyor. Yine de fikir ozgurlugune supheyle bakilan ulkemizde yasalar çerçevesinde bile insanlar dusunduklerini belirtmekten korkuyor. Belki de haklilar,,, çunku ulke dost-dusman her taraftan saldiri ile karsi karsiya... Devamini okumaya devam edecegim...
  • Yazarın Diğer Yazıları