17.11.2016 14:03:01
Okunma: 1252
0 Yorum

Mete Gönenç gonencmete@yahoo.com
HAYALİ CİHAN

 

Yazarın notu; Bu dönem bence önemli ama uzun bir yazı hazırlıyorum. Üstelik ayın 18 inde Polonya taraflarına 1 haftalık geziye gideceğim. Hem bu, hem de beni CHP DÜŞMANI ilan edip merkez ve yerel yöneticilerinin, pisliklerine suskun kalan CHP’lilere de bazı şeyleri hatırlatmak için köşeme bir süre için yayınlanmış eski yazılarımı koyacağım

 
Bu yazı 23.11.2011 de Yenigün gazetesinde yayınlanmıştır.

HAYALİ CİHAN DEĞER
 
Bu gün değerli YENİGÜN okurlarına bu köşeden ilk defa MERHABA diyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
 
İzmir’de doğmuş, çocukluğunun, gençliğinin önemli bir bölümünü bu kentte geçirmiş, 1976 yılından beri sürekli İzmir’de yaşamış, 1997-2003 yılları arasında; bu kentin tüm maliye teşkilatını yönetmiş, son seçimde Çeşme den Belediye Başkan Adayı olmuş 4-5 bin TL başkan maaşı için trilyon harcamayı aklından bile geçirmediği için doğal olarak kaybetmiş, eşi ve kızı da İzmirli olan biri olarak, bu köşeden ülkemizin ve özellikle de kentimizin sorunları hakkındaki tespit ve düşüncelerimi sizlerle paylaşacağım.
 
Bu gün ilk günümüz ve ilk yazım. Doğal olarak dün gece, âdetim olduğu gibi uyumakta zorlandım ve heyecanla ülkemiz ve kentimizi düşündüm. Geçmişte yaşadığım İzmir’i hayal ettim.
    
Benim çocukluğumda İzmir, ‘Denizi kız, kızı deniz kokan’ bir kentti.1962’lere kadar, Güzelyalı’da  GÖZTEPE kulübünün hemen yanında, Amerikalıların oturduğu bir apartman ve yerini tam hatırlayamadığım Karşıyaka Sahildeki bir apartmanın dışında, Üçkuyular’dan Bostanlıya kadar tek bir apartman yoktu ve Üçkuyular’dan Konak’a kadar troleybüs işlerdi.
    
Şehirde sıralanmış sakız biçimi evlerin bahçesinden ve boşluklardan denize girilirdi. Üçkuyular sahilleri parasız, İnciraltı, paralı plajlarla doluydu. Babamın iş dönüşü şimdiki Alsancak limanının oradan tutup getirdiği, kalanını komşulara dağıttığımız porsiyonluk çipuraların tadı hala damağımdadır.
   
Ara sokaklardaki evlerin bahçelerinden yayılan yasemin, hanımeli kokuları ve görüntüsü kente ayrı bir güzellik verirdi. Gezmekten büyük keyif aldığımız Kemeraltı, Tepecik, üç film oynatan sinemalarla doluydu.
    
Her tarafı yeşillik olan kentimizde insanlar dost ve arkadaş idiler. Kadınlar hep birlikte çayırlardan ot, çocuklar ise erik ve çağla toplardı.
    
Betonlaşma olmayan İzmir’de iklim de bir başkaydı. Öğleyin ısınan İzmir, denizden karaya başlayan ‘EŞŞEK İMBATI’ ile serinlerdi. Şubatta filizlenen bahar, her tarafı yemyeşil yapardı. Zaten olmayan klimaya hiç gereksinim kalmazdı.
    
Adnan Süvari’nin yönettiği ‘Nihat, Ertan, Fevzi, Gürsel, Halil’ li şampiyon GÖZTEPE nin bırakın maçlarını, tek bir antrenmanını kaçırmazdık. Yemyeşil Fuarımız özellikle de 1 ay şehre ayrı bir canlılık verir, Basmane’deki oteller de bile yer kalmazdı, tüm büyük sanatçılar fuara akın ederdi.
   
Çeşme, Foça gibi bu gün birçoğumuzun özellikle de yazın gün birlik gidip geldiği sahillerimizin yolunu dahi bilmezdik. Çünkü ülkemizin 3. büyük kenti olan İzmir, bir sayfiye kentinin tüm özelliklerini yansıtırdı.
    
Emeklilik hayali kuranlar İzmir’de yaşamayı düşlerdi.
    
Belki de Dünyanın en güzel kentlerinden biri olmaya aday, ihracat merkezi, ekonomisi son derece canlı kentimiz, bu gün ne yazık ki bu konumundan son derece uzaktır.
    
İhracat merkezi olma özelliğini, canlı ekonomisini, yaşanabilir kent olma özelliğini, canlılığını kaybeden kentimiz; kötü yönetimlerle, yanlış gündemlerle daha da kötüye gitmekte, bu kenti seven insanların umudu gittikçe tükenmektedir.
    
Bundan sonraki yazılarımızda; bu konuları daha da açarak değerli ‘YENİGÜN’ okurlarının görüşlerine sunmak dileğiyle saygılarımı sevgilerimi sunarım.
   
 

Etiketler:

Yazarın Diğer Yazıları