09.11.2017 18:26:19
Okunma: 1210
0 Yorum

Mete Gönenç gonencmete@yahoo.com
TAŞERONLAŞMAYA SON!

 
Kapitalizmin en sevmediği, yerden yere vurduğu kavramlar, devlet ve kamu hizmeti kavramlarıdır. Hangi ekonomi kitabına bakarsanız, mutlaka devletin verimsizliği ve ekonomik dengeleri bozduğu konusunda bir sürü safsata görürsünüz. Üstelik de bu karşı çıkığı devlet kendi yarattığı devlettir. Feodalizme karşı birlikte mücadele ederken ve sonrasında başta işçi sınıfı olmak üzere emekçilerin kan ve gözyaşı ile aldıkları haklar ve bunu sonucu giderek genişleyen kamu hizmeti kavramı burjuvaziye hep bir yük olagelmiştir.
 
Aslında, sınıfsız, sömürüsüz, tüm insanların eşit olduğu, devletlerin ortadan kalktığı bir küresel düzen sosyalizmin, komünizm aşamasındaki amacıdır. Ancak, sermayenin iyice güçlenip, dev kuruluşlara dönüşerek tüm dünyaya hükmetmesi çağımızın trajik bir gerçeği olarak ortaya çıkmıştır. IMF, Dünya Bankası gibi kuruluşların baskı ve telkinleriyle tüm ülkelere uygulattıkları temel politikalar ise, kemer sıkma, özelleştirme, sendikasızlaştırma, taşeronlaştırma gibi emekçi düşmanı politikalardır.
 
Taşeronlaştırma da, insanların vatandaş olmaktan, devletin giderlerini karşılamaktan doğan haklarını, devletin vatandaşa hizmet verme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaya yönelik politikalardan biridir. Ülkemizde Türkiye’nin ekonomisinden siyasetine kadar bütün alanlarını ulusal ve uluslararası tekelci sermayenin ihtiyaç ve beklentileri doğrultusunda yeniden biçimlendirmek olan 12 Eylül 1980 felaketinden sonra uygulanmaya başlanmış,1995 yılında imzalanan uluslararası GATS, MAİ ve MİGA anlaşmaları ile hız kazanmıştır. 2001 yılında yaşanan ekonomik krizin ardından 15 günde imzalanan 15 yasa ve tahkimin onaylanmasıyla bütün ulusal koruma hukuk mevzuat engelleri ortadan kaldırılmıştır.
 
Böylece 2002 yılında süreci devralan AKP, gerek hizmetlerin ticarileşmesi, gerekse özelleştirmelerde en üst noktaya ulaşan bir müdahaleyle serbest piyasa ekonomisinin gerektirdiği bütün düzenlemeleri gerçekleştirmiştir. Bu müdahalenin en önemli ayaklarından birisi, kamu hizmetlerinde ve özel işletmelerde ”güvencesiz ve esnek istihdam” olarak tanımladığımız “taşeronluk” sisteminin bütün acımasızlığı ve kuralsızlığı ile iş yaşamına hızlıca geçirilmesidir. Bu gün ülkemizde 2 milyonu aşkın taşeron işçi bulunmaktadır.
 
Taşeron, genellikle bir projenin belirli bir görevini yerine getirmek amacıyla genel yükleyici tarafından tutulan firmaya denilmektedir. Örneğin bir inşaat işinde genellikle konutların elektrik donanımı, doğraması ya da su tesisatı ayrı ayrı taşeronlara verilmektedir.  Halen başta üniversiteler ve belediyeler olmak üzere birçok kamu kurumunda kullanılmaktadır. Bu kurumlarsa temel kamu hizmetleri için bile devletin yeterli kadroyu vermemesi bu uygulamanın en önemli nedenidir.
 
Kamuda esas olan, taşeron işçilerin o kurumun temel hizmetlerinde değil temizlik, yemek gibi yardımcı hizmetlerde kullanılmasıdır. Ancak gerçek durum böyle de değildir. Yardımcı kadrolar için alınan personel çoğunlukla asli işlerde de çalıştırılmaktadır. Örneğin ben 2002 de E.Ü.de BY PASS olduğumda bakıcım Bulgar hemşire, temizlik işleri kadrosunda çalışıyordu. Kamu hizmeti kavramını iyice yok eden bu uygulamayı yapan başta belediyeler olmak üzere, birçok kurumdan pislik kokuları gelmesi ise sorunun bir diğer yanıdır
 
Taşeron işçilerin bu denli fazla tercih edilmesinin sebebi, asıl iş sahiplerinin yani şirketlerin yanında çalıştırdıkları işçilerin sigorta, sosyal imkânı vb. masraflarından kurtularak üzerindeki yükleri taşeron firmalara atmak istemelerindendir. Şirketler bu şekilde daha fazla kar gütme ve çoğunlukla da vergi kaçırma amacı taşımaktadırlar. ”güvencesiz ve esnek istihdam” olarak da adlandırılan henüz tam olarak tanımı yapılmamış bu sistemde,  çalışma şartları iyileştirilmemiş hatta tam olarak oturtulamamış taşeron işçilerin hakları bir kenara atılarak haddinden fazla çalıştırılıp emeklerinin karşılığını tam olarak alamamaktadırlar. Taşeron işçilerin hukuk ve uzlaşma dışında tazminat ve kıdem tazminatı hakkı bulunmamakta; kıdem tazminatı, yıllık izin, fazla mesai ve diğer haklar ancak yıllar süren yargı süreciyle alınabilmektedir
 

Bu sisteme son veremediğimiz takdirde,  insanlığın özelliklede işçi ve emekçilerin daha da nelerle karşılaşabileceği ciddi olarak düşünülmelidir? 

Etiketler:

Yazarın Diğer Yazıları