15.10.2018 21:56:11
Okunma: 1107
0 Yorum

Mete Gönenç gonencmete@yahoo.com
SİVİL TOPLUM GÖREVE!

 

Bilindiği gibi,insanlar var oluşlarından itibaren doğanın ve yaşamın zorluklarına karşı bir arada yaşamışlardır.

 
Bu günkü modern dediğimiz devletler ise kapitalistleşme sürecinde ve burjuvazinin egemenliğinde gelişmiştir.
 
En geniş tanımıyla devlet,insanların bir arada yaşama ihtiyacından doğan ve toplumsal ihtiyaçların giderilmesini sağlayan aygıt olsa da,iktidarı ele geçiren hakim sınıflar bu devleti bir sınıfın diğer sınıflar üzerindeki baskı aracı haline getirmişlerdir.
 
Feodalizme karşı burjuvaziyle birlikte mücadele veren işçi sınıfı ve diğer emekçi tabakalar ise kanlı mücadeleler sonucu kazandıkları örgütlenme hakkı sayesinde oluşturdukları sivil toplum örgütleriyle bu devletlere karşı ekonomik ve sosyal hakları için mücadele vermektedir.
 
Bugün, özellkle de gelişmiş Batı toplumlarında, 2.Dünya Savaşı'ndan sonraki refah döneminde işçi ve sivil toplum mücadelesi ile kazanılan çalışan hakları, ciddi anlamda genişlemiştir.
 
Ancak 1960'ların sonunda başlayan küreselleşme sürecinde küresel burjuvazi,teknolojideki dev gelişmeler sonucu, üretimi işçiliğin çok ucuz ve çevre kurallarının neredeyse hiç olmadığı Asya ve Afrika'nın fakir ülkelerine  kaydırmaya başlamıştır.
 
Finans sistemindeki kolay kazançların cazibesine de kapılan burjuvazi, yatırmlarının büyük çoğunluğunu da bu sisteme kaydırmış, hiçbir zaman sağlayamadığı tam istihdam hayalinden de vazgeçmiştir.Bu gelişmeler Trumph örneğinden görüleceği üzere kendi içlerinde bazı sıkıntılara yol açsa da karları, dolayısıyla sömürüyü eskiye göre yüzlerce misli arttırmıştır.Az gelişmiş fakir ülkeler başta olmak üzere ise bu sistemin artık burjuva demokrasisi ile bile yönetilmesi mümkünsüz hale gelmiştir.
 
Sosyalist sistemin yıkılmasıyla eli daha da güçlenen küresel egemenler, özellikle de milliyetçilik ve dinciliği kullanarak ülkeleri bölmüş, çalışan insanların sınıf mücadelelerini de bu alanlara kaydırmaya çalışmış ve büyük ölçüde de başarılı olmuştur.
 
Sömürüyü ve baskıyı her geçen gün arttıran, üretimi azaltan, çevreyi mahvedip dünyayı sona yaklaştıran küresel burjuvanın eski sosyalist başarıları çok iyi izleyip değerlendirdiği ve önlemlerini buna göre aldığı ise açıkça gözükmektedir.Bugün özellkle de iletişim, bilim ve medya bu alanda çok etkili kullanılmaktadır. Özellkle de ülkemizden başlayarak sosyalistlerin bu değerlendirmeyi hiç  yapamadıları ise sosyalist partilerin bu günkü hallerinden açıkça görülmektedir.
 
Küreselleşme sürecinde, 1980'lerde, %50'lilerin üzerinde olan sendikalı işçi sayısı oranı bugün %12,38'lere düşmüştür.
 
Bu ortalama ile ülkemiz OECD ülkeleri içinde sonuncudur.Büyük sendikalar içindeki DİSK'in yeri ise TÜRK-İŞ ve HAK-İŞ'ten sonra üçüncülüktür.Bir taraftan işçilerin sendikasızlaştırılması sağlanırken, bundan da önemlisi mevcut sendikalar  sarılaştırılmakta ve etkisizleştirilmektedir.1960'lı yıllarda ülkemizin ilk sosyalist partisini TİP'i kuran ve yönetiminde etkin olan DİSK yönetimi, bu gün işçi ve emekçi  sınıflarla ve haklarıyla hiç de ilgisi olmayan CHP'den yöneticilerini vekil yapmak peşine düşmüştür.
 
İlerici meslek odalarının hali de pek farklı değildir. Baro ve TTB başta olmak üzere meslek odaları, bulundukları kesimin ve  bunların hizmet verdiği kesimlerin hak mücadelesini yapmak yerine, kendilerini siyasi parti yerine koyup ulusalcı,kürt milliyetçisi ve gerici gruplar oluşturmakta, odaların yöneticileri ise vekillik ve yerel yöneticilik için partilerle flört etmektedir. Böylece odalar kendi kitlelerinden ve halktan giderek kopmaktadır.TBB'nin en son EGEÇEP hakkındaki uygulaması bu bağlamda bir yüzkarasıdır.
 
Bugünkü toplumsal sorunlarımızın başta gelen sorunlarından ÇEVRE konusunda ise tam bir başıbozukluk yaşanmaktadır.
 
Siyaset ve çevre örgütleri birbirlerine uzak dururken, her gün sayısı çoğalan ve genelde sınırlı konulara önem verip diğer çevre sorunlarını dışlayan çevre örgütleri ise bir araya gelip güçlenmeli ve etkilerini arttırmanın yollarını aramalıdır.
 
Sonuç olarak iktidar ve muhalefetin suç ortaklığı yaptığı ülkemizde, demokrasi ve hatta insan hakları her gün biraz daha askıya alınmaktadır. Halbuki sendikalar ve sivil toplum örgütleri ilerici, solcu, yetenekli ve bilgili insan kaynağımızdır.
 
En azından bu örgütlerin içlerindeki, bu niteliklere sahip, çıkar çevrelerinden uzak üyelerin, durumdan vazife çıkarıp bir araya     gelmesi ve ülkemizi ve insanlığı aydınlık yarınlara taşımada öncülük yapma görevini hatırlamaları, insanlık adına acil bir  görevdir.

Etiketler:

Yazarın Diğer Yazıları