22.12.2016 15:32:17
Okunma: 1416
2 Yorum

Mete Gönenç gonencmete@yahoo.com
İZMİR DÜŞERKEN! (1)

                                                              

           Paris Düşerken, 20. yüzyılın en önemli yazarlarından İlya Ehrenburg ‘un bir üçleme ilk kitabı olarak en önemli romanlarından biridir. Savaşın ayak seslerinin duyulduğu Hitler, Mussolini ve daha nice insanlık düşmanının ideolojileri faşizmin su yüzüne çıktığı 1930'ların ikinci yarısından soğuk savaş rüzgârlarının Avrupa'yı içine aldığı 1950'li yıllara kadar uzanan dönemin Fransa’sında geçer. Paris Düşerken de, yayılmacı Hitler faşizminin işgali altındaki Paris'te toplumun farklı kesimlerinin davranışları mükemmel anlatılır.. Bir yanda işgalcilere çıkar hesaplarıyla bağlı olan yönetici elit ile burjuvazi, diğer yanda faşizme karşı yurt savunması için örgütlenen yiğit direnişçiler bu saflaşmanın iki ana kesimini oluşturmaktadır. İşgal günlerinde, her şeylerini geride bırakarak, kafileler halinde kentlerini terk eden Parislilerin trajedisi, uluslar arası diplomasinin acınacak çıkarcılığı, acizliği, medyanın önemli kesiminin çabucak ve nasıl işbirlikçi haline geldiği ve Paris’in faşizme nasıl teslim olduğu mutlaka bu romanlardan ve özellikle de bu günlerde bir kez daha da olsa mutlaka okunmalıdır.
 
           Ülkemiz her ne kadar küresel sermaye ile sıkı fıkı ilişkiler içinde ise de, halen fiili bir işgal altında değildir. Ancak bu 15 yıllık dönem içinde demokrasi tamamen yok edilmiş, tek adam hâkimiyetine geçilmiştir. Uluslararası alanda dost ülke kalmazken, mezhep savaşlarında ve terörde her gün birçok insanımız kaybedilmektedir. TV deki haberlerin önemli kısmı şehit cenazelerine ayrılmaktadır. Ekonomide, neredeyse tüm mal varlıklarımız satılmasına rağmen dış borçlarımız 70 senelik Cumhuriyet tarihinin toplam borcunu 3'e katlayarak 400 milyar doları aşmış ve aşmaktadır. Halkın büyük çoğunluğu borçludur ve borçlandırılmaktadır. Yabancı kuruluşlar, üyeliklerimizi askıya alma hesapları yaparken, ihracatta ve turizmde uygulanan gayri resmi ambargo ciddi ekonomik sıkıntıyı fazlasıyla arttırmaktadır. Eğitimdeki çöküş resmi istatistiklerle de yansımaktadır.. Medyanın ise neredeyse tamamı yandaş medya haline gelmiştir.
 
            1980 lerden beri yok edilen sol kendini toplayamazken, ülkede bırakın sosyal demokratı, liberal-demokrat bir muhalefet bile bulunmamaktadır. Seçim sonuçlarına baktığımızda ise, İzmir ile batı-güney sahillerinde bulunan sınırlı sayıda il ve ilçe dışında diğer illerin AKP tarafından ele geçirildiğini görülmektedir. Üstelik bu ele geçirme seçim kazanma dışında tam bir ideolojik üstünlüğü de ifade etmektedir. Bizler gibilerin oralarda yaşaması da her gün daha  zor hale gelmektedir. İnsanlarımız teşvik edilen’ kindarlık!’la birbirine düşman edilmiş herkes birbirinden korkar hale gelmiştir.
 
         İşte bu şartlarda, böyle bir başlık atmamın nedeni ise İzmir’in hayret edici bir şekilde hale AKP nin eline geçmemiş ve kanımca ilk seçimde geçecek olmasıdır. Üstelik de bu şartları yaratanların doğrudan İzmir’in CHP merkez yöneticilerinin seç şaibeli bir şekilde seçerek İzmir’e uygun gördükleri yerel yöneticiler olduğunu ise aklı başında herkes görmektedir.
 
        Önemli diğer konu ise İzmir’in yerel yönetimlerinin bir çoğunun bu güne kadar, üstelik de bizzat kendisinin üstün! Çabalarına rağmen muhalefetin elinde kalabilmesidir. Tarihine baktığımızda her zaman yabancı nüfusu fazla olan şehrimizde 1980 lerde, daha çok dışarıdan gelen işçilerin önderlik ettiği TARİŞ DİRENİŞİ dışında ileriye yönelik bir hareket, direniş görememekteyiz. Tam tersine İzmir’in işgalinde düşmana kurşun atan tek kişi olmuş ve heykeli dikilmişken, birçok ilçe ve beldede İşgalciler alkışlarla karşılanmıştır. Şehrin en büyük gazetesi ‘KAHRAMAN YUNAN ORDUSU İZMİRDE’  manşeti atmıştır. Bu gazete bu günde iktidarın yanında şehrin tirajı en büyük gazetesi olmarak varlığını  sürdürmektedir. Hemen hepsi de bu gazeteden yetişen benim deyimimle GAZTENEKECİLER ise medyanın diğer büyüklerinde! Merkezi ve yerel yönetimlerle beraber şehri pazarlamaya devam etmektedirler
 
          İşte bütün bunlar ve fazlası, İzmir’in bu güne kadar neden düşmediği  ve düşmek üzere olduğuna dair bu yazıyı yazmama neden olmuştur.İleriki günlerde devam etmek umuduyla..
 
 DEVAM EDECEK
 

Etiketler:

Misafir - 25.12.2016 13:47:44

  • izmir-bayındır
  • İktidarın şu anda İzmir belediyesini ele geçirmesine gerek yok ki. Zaten İzmir deki mevcut devlet kurumlarının başına atadığı kişiler o kurumlarda yaptıkları uygulamalar ile İzmir i ele geçirmiş durumdalar. Şu an büyük şehir belediyesi ile eş güdümlü ve herhangi bir anlaşmazlık çıkmadan çalışabilen devlet kurumu yok İzmir de.En basitinden bir örnek vereyim.Çalıştığım kurum Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünde il müdürü personele sabah kahvaltısı veriyor. (kendi parası ile değil devletin parasıyla) sabah sabah hükümeti övüyor. Müdürlerle toplantı yapıyor. Hükümeti övüyor. Personel ile genel toplantı yapıyor. Hükümeti övüyor. Sanırsınız devlet gitmiş; onun yerine hükümet gelmiş. Bizlerde devletin personeli değil her uygulamayla hükümetin personeli olmuşuz. Büyük Şehir Belediyesi chp li veya akp li olmuş bu saatten sonra hiç bir önemi yok.
  • Misafir - 24.12.2016 17:57:57

  • Cesamin Özkan
  • Mete bey iyi bağlamış eğer İzmir düşerse çok kötü gelişmeler olur anlamındadır. Muhalefet bu gaflet içinde kalamaz. Aziz Kocaoğlu nu AKP mumla arasa bulamaz o kadar çok emeği var ki AKP üzerinde o nedenle bu Aziz Kocaoğlu denen adama çok şey borçlu.Adam siyaseten de yerel yönetim anlamındada kaybetmek üzerine programlama. CHP nin ilk eylem planı bu tipleri hemen bünye dışına atmak olacaktır. Sağlıklı bir bünye için ilk koşul budur.
  • Yazarın Diğer Yazıları