02.02.2017 19:51:52
Okunma: 1303
0 Yorum

Mete Gönenç gonencmete@yahoo.com
İZMİR DÜŞERKEN 1980'Lİ YILLAR

 
Tombul, sevimli! görünüşlü, belki de dönem icabı şimdiki gericilerdeki o pis gülümseme olmayan bir adam…  Ama ailesinin rezillikleri bile gericiliğini perdeleyemiyor... Türk siyasi tarihinin en etkin gerici örgütlenmelerinden İskender Paşa Cemaati’nin Nakşibendî tarikatı üyesi! Bu örgüt, aynı zamanda batılılaşma ve cumhuriyete en çok direnen tarikat olarak da biliniyor. Tabii ki 1980’lerin faşist ortamına damga vuran bu adam TURGUT ÖZAL!
 
1980’ler, bazılarının demokrasi kahramanı bildiği Demirel’in başbakanlığında Milliyetçi Cephe Hükümeti ile başlıyor. Benim de mensubu olduğum Maliye Teftiş Kurulu’nun yakından tanıdığı! kıdemli teknisyen Özal, ülkede ilk defa hem Başbakanlık hem de DPT Müsteşarlığını yürütüyor. Küresel sermaye patentli, IMF’nin hazırladığı 24 Ocak Kararları da bu ikili tarafından yürürlüğe konuyor.
 
Tam da küresel sermayenin yeni ve vahşi liberalizme geçiş döneminde IMF ile hazırlanan bu programın demokrasi şartlarında uygulanması mümkün gözükmüyor. Yıllardır hazırlığı yapılan faşist 12 Eylül Darbesi de gecikmiyor zaten! Özal önce cuntanın Başbakan Yardımcısı sonra da yeni kurulan ANAP’tan Başbakan!
 
Bu küresel liberalizmin özü, ekonomide zorlu mücadeleler sonucu kazanılmış tüm emekçi haklarının kaldırılması ve kuralsızlığın getirilmesiyle küresel sermayenin önünün tam olarak açılmasıydı. Özelleştirme, sendikasızlaştırma, devlete vergi yerine borç verme, sermaye sınırsız dolaşırken işçilerin ulusal sınırlar içinde kalması, ücretlerin düşürülerek, faizlerin serbest bırakılması programın önemli noktalarıydı. Bizim gibi ülkelere programı uygulatmak ise IMF’nin göreviydi.
 
İşte böyle hazırlanmış ama 12 Eylül’den sonra uygulanabilen bu programla ihracat ile büyümeye! geçilmiştir. Faizler, fiyat artışları serbest bırakılırken ücretler dondurulmuş dolayısıyla reel ücretler düşürülmüştür. HAZMİİT adı altındaki, Hazine Dış Ticaret Başkanlığı 1983’te hemen Maliye Bakanlığından koparılarak bu günkü haline getirilmiştir. Böylece maliye politikasının bütünlüğü bozulmuştur. 1989’da ise her tülü döviz işlemi serbest bırakılmıştır. Banker faciaları, borsa iflasları dönemin unutulmaz olaylarıdır.
 
Başta kısa zaman önce kapatılan denetim kuruluşları işlevsiz bırakılmaya çalışılırken, devletin tüm kurumları tahribine bu dönem başlanmıştır. “Benim memurum işini bilir,” “Ben zenginleri severim” cümleleri ülkemizin kelime dağarcığında yer etmiştir. Namus, şeref, haysiyet gibi kavramları ise unutulmaya yüz tutmuştur.
 
Evren-Özal ikilisinin bu günlere gelmekteki en büyük katkısı ise imam hatip liselerine devlet yönetiminin yolunu açmak için 1983’te yaptıkları uygulamadır. O güne kadar, meslek okullarını bitirenler fark dersleri vererek üniversiteye girebilirken, ders sayıları arttırılarak mezunların tüm üniversitelere girebilmesinin yolu açılmıştır. O günden itibaren ise imam hatip lisesi mezunlarının çoğunlukla hukuk, iktisat ve siyasal bilgiler fakültesi gibi yönetici yetiştiren okullara girmesi ve bu günlere hazırlık olarak devleti ele geçirmeleri sağlanmıştır.
 
1970 ve 1990’ların aksine bu dönemde faili meçhul ve siyasi cinayetler azalmıştır. Çünkü bu işi doğrudan faşist yönetim devralmıştır. Bu günlere benzer şekilde, koyu faşist bu dönemde, 650.000 kişi gözaltına alınmış, 1.683.000 kişi fişlenmiştir. 230.000 kişi yargılanmış ve 49 kişi asılmıştır. 171 kişi işkencede ölmüştür. 100.000 kişinin yurt dışına çıkışı yasaklanmış, 14.000 kişi vatandaşlıktan çıkarılmıştır. 30.000 kişi işinden atılmıştır.
 
İşte bu karanlık, vahşi ve ibretlik tablo bu günlerin nasıl hazırlandığını göstermesi açısından gerçekten de çok önemlidir. Kanımca, Özal başkanlığındaki ülkemizin, hazırlanan faşist anayasaya baskı altında da olsa %91,4’le ‘EVET’ demesinin değerlendirilmesi ise bu günlere nasıl bu kadar hızlı geldiğimizin anlaşılması açısından önem taşımaktadır.
 
 
 
 
 
 

 

Etiketler:

Yazarın Diğer Yazıları