23.03.2017 19:11:35
Okunma: 8520
0 Yorum

Mehmet Erdül
İZMİR TARİH YAZAR, TARİHİN AKIŞINI DEĞİŞTİRİR.

 
İzmir'in cayır cayır yandığı günlerdi.
 
16 Eylül 1922 günü Çeşme'de toplanan "Güney Grubu" Başkomutanlığı’na Trikopis’in esir düştüğü günlerde getirilen Polyymenakos'un emriyle, Yunan ordusundan geri kalanlar gemilere bindirilip bir daha dönmemek üzere Anadolu'yu terk edip Yunanistan'a döndüler.
 
26 Eylül gecesi, Yunan uçakları Atina üzerinde, binaların çatılarını yalarcasına yaptıkları alçak uçuşla, uçarak Albay Gonatas imzalı "İhtilal Komitesi" tarafından hazırlanmış "İhtilal Manifestosu"nu sokaklara atarken, deniz subayları Sakız ve Midilli halkına sokak sokak elden ulaştırıyorlardı.
 
Bu manifesto Kral'ın tahtını terketmesi, hükümetin istifa etmesi, Meclis’in dağıtılması ve Trakya Cephesi'nin Türkiye'ye karşı yapılacak ikinci bir saldırı için güçlendirilmesi isteklerini içeriyordu.
 
"Lemnos" adlı savaş gemisi Atina yakınlarındaki Sounion Burnu'ndaki Laviron önlerine demirlemişti.
 
27 Eylül sabahı Albay Gonatas ve Albay Plastiras Hükümete ikinci bir kesin uyarı gönderdiler. İkinci kesin uyarı, akşam saat 21.00'e kadar "ihtilal Bildirisi'nde açıklanan koşulların yerine getirilmemesi halinde "Lemnos" savaş gemisinin Atina'yı topa tutacağını bildiriyordu.
 
Kral Konstantin'e yakınlığı nedeniyle "Politik Albay" unvanını taşıyan Albay Metaxas Sary'a giderek Kral ve Prense Krallığa daha fazla zarar vermek için hemen tahtan çekilmeleri gerektiğini bildirirler.
 
Kral çekilme kararı almıştı, ama çıkardığı yangınlar nedeniyle "Kundakçı General"  unvanını alan General Konstantinopoulos, teslim olmaya yanaşmıyor, sabaha dek direnmek için hazırlıklarını sürdürüyordu.
 
Gerginlik sürüyordu. Liberal parti yöneticilerinden Apostoloopoulos, Lavorin’da demirli savaş gemisine giderek ihtilalcilerle görüşüyordu.
 
Apostoloopoulos, gemide yaptığı gözlemlerinde ihtilal girişiminin askerler tarafından değil, sadece subaylar tarafından başladığını saptamıştı.
 
Birçok subayın Ulusal Savunma Hareketi’ne bağlı ve Kral Konstantin'e karşı olduğunu, yakın bir geçmişe kadar Kral yanlısı olan subaylardan birçoğunun ise ulusal gereklilik nedeniyle Kral konstantin'in tahtan ayrılması konusunda diğerleriyle birleştiklerini belirliyordu.
 
27 Eylül öğlene doğru Kral'ın tahttan vazgeçtiği açıklandı.12 bin kişiden oluşan ordu birlikleri Atina'ya girdiler.
 
Gonatas, Plastiras ve Phokas isimli üç albaydan oluşan ihtilal yönetimi Atina iktidarını ele geçirmişlerdi.
 
Başbakan, bakan ve generaller ile Gounaris, Theotakis, Protopapatakis, Stratos ve Goundas gibi ünlü politikacılar tutuklandı.
 
İhtilalciler, İngiliz ve Fransız Büyükelçileri ile yaptıkları toplantılarda "Ulusal felakete neden olan kişilerin tutuklanıp cezalandırılacaklarını" söylüyorlardı. Yeni Yunan Hükümeti kurulmuş, Başbakanlığa getirilmesi düşünülen Alexander Zaimis Viyana'da bulunduğu için geçici olarak Başbakan olarak Krokidas atanmıştı.
 
Yeni Kral ıı. George and içerek Krallık koltuğuna oturmuş bu kez de Venizalos yanlıları Saray’a bir kesin uyarı göndererek "Cumhuriyet Yönetimi" istediklerini bildirmişlerdi.
 
İZMİR'İ İŞGAL EDEN GENERAL PANGOLOS;
 
“HIRSLI, KİNDAR, ACIMASIZ "
 
Paris'e kaçan Venizalos'a, Müttefik Kuvvetler tarafından Temsilcilik görevi verilmişti.
 
Kral Konstantin ortalığı telaşa vermeden sessizce 30 Eylül günü "Oropos Gemisi" ile ülkeyi terk etti. Bir yıl sürgün hayatı yaşadığı Palermo'da öldü.
 
İhtilal Komitesi 17 Ekim 1922'de bir bildiri daha yayınladı. Bu bildiride:
 
"İhtilal, Konstantin'in istifası ile yetinmez. Konstantin yanlısı siyasal ve askeri grup etkisiz hale getirilmelidir. İhtilal birlik ilan etmektedir ama sorumluluklar bir kenara atılıp, kimin suçlu, kimin suçsuz olduğu ortaya çıkarılmazsa birlik sözcüğünün anlamı kalmaz. Bu nedenle ülke düşmanlarının örnek olarak cezalandırılmaları gereklidir." deniliyor ve suçlular hakkında soruşturmanın General Pangalos tarafından yürütüleceği açıklanıyordu.
 
Bu Pangalos, İzmir’e çıkan Yunan ordularının başındaki Generaldi. Bu General Kralcıların işbaşına gelmesi ile görevden alınmıştı. Şimdi büyük bir yetkiyle göreve geliyordu. Tarih daha sonra onun için "Hırslı, kindar ve acımasız " tanımlamasını yapacaktı.
 
23 Ekim'de "Savaş Divanı" kuruldu.
 
Savaş Divanı, Albay rütbesinde iken ordudan ayrılıp milletvekili olan ve son dönemde Ulaştırma Bakanlığı görevini üstlenen, Gounaras işbaşına geçince Genel Kurmay Başkanlığı yapan Stratigos ile birlikte Maliye Bakanı Petes Protoopapadakis’i, Yunan Ordusu başkomutanı Georgios Hacıanesti’yi, İzmir doğumlu bir Osmanlı vatandaşı olan Yunan Dışişleri Bakanlığı görevini yapan Baltazziz’i, Başbakan Dmitiros Gounaris'i ve Thedotokis, Xenephon, Michael Goudas'ı yargılamaya başladı.
 
Mahkemenin Başkanlığını General Otohanios yapıyordu.
 
28 Kasım sabahı yapılan son duruşmada sanıklar 1910 ihtilalinin gerçekleştirildiği ve ölüm cezalarının uygulandığı Averoff Cezaevine götürüldüler.
 
Mahkeme kararı sanıklara burada açıklandı. Stratigos ve Goudas ömür boyu hapis geri kalan altı sanık ölüm cezasına mahkûm edildiler. Gounaris apar topar hastaneden getirildi. Mahkûmlar meydana dizildiler, her birinin karşına bir manga asker konulmuştu, tek komutla ardı ardına kurşuna dizildiler.
 
Yargılamalar bu kadarla da kalmadı. Bunlar sadece ünlü ve önde gelen isimlerdi. Binlerce insan yargılandı mahkûm edildi.
 
1922 yılında Yunan Ordularının Anadolu'da tutunamayacağını, gittiği gemilerle gittiği gibi geri dönmek zorunda kalacağını söyleyen Prens Andrea, ordusuna güvenmediği gerekçesiyle, yargılananlar arasında yer aldı. Rütbeleri geri alındı, sürgüne gönderildi. Prens Andrea sürgünde yaşadığı günlerde İngiltere Kraliçesi Elizabet'in kayınpederi oldu.
 
"YUNANİSTAN'IN TÜRKLERE KARŞI SAVAŞI SÜRDÜRMESİNİ ANCAK BİR DELİ DÜŞÜNEBİLİR"
 
Palastiras ve Pangolos Atina'daki savunmasız insanlara karşı gösterdikleri askeri başarıyı Türk ordusuna karşı kullanacakları inancına kendilerini kaptırmışlardı. Trakya’dan Anadolu'ya yeni bir genel saldırıya geçeceklerdi.
 
Oysa Trakya yolları Anadolu'dan göçen yüz binlerce Rum göçmenlerle doluydu. Böyle bir saldırıda karşılarına çıkacak olanlar Türk orduları değil, öfkeden çıldırmış durumda bulunan ve yaşadıkları toprakları terk eden Rum göçmenlerdi.
 
Küçük bir yunan birliğinin ilk yürüyüşü göç eden yerli Rumlarca silahlı eylemle durduruldu.
 
Paris sürgününde bulunan Venizalos ihtilalcılara gönderdiği mektupta;
 
"Böyle bir durumda Yunanistan'ın Türklere karşı tek başına savaşı sürdürmesini ancak bir deli düşünebilir. Çünkü 3 ay içinde kendimizi Atina civarında Haliakmon civarında buluruz" diyordu.
 
1 milyon 500 bin Rum Anadolu'dan Yunanistan'a kaçtı. Kaçamayan kadın çocuk, yaşlı hariç 18-45 yaş arasındaki erkekler savaş tutsağı olarak önce İzmir'de toplandılar ve oluşturulan "Çalışma Taburları"nda Yunan ordularının kaçarken yakıp yıktığı ve viraneye çevirdikleri kentlerde enkaz kaldırma işlerinde çalıştırıldılar.
 
Türk tarihi yazılırken, Yunan tarihinin akışı değiştirilmişti.
 
İzmir yine tarih yazmaya hazırlanıyor.
 

Etiketler:

Yazarın Diğer Yazıları