21.08.2016 19:05:56
Okunma: 1381
2 Yorum

Defne Gönenç
Uluslararası Hukukta Çevre Hakkı (2)

 
Bölgesel insan hakları sözleşmeleri arasında çevre hakkı deyince ilk akla gelen Aarhus Sözleşmesidir. Aarhus Sözleşmesi uluslararası çevre hukukunda çığır açmış çok önemli bir sözleşmedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çevre hakkını içermiyor olsa da usul ile ilgili olan Aarhus Sözleşmesi açığı önemli ölçüde kapamakta ve Avrupa’yı bu hak açısından diğer bölgelere nazaran bir adım öteye taşımaktadır. Sözleşme “şimdiki ve gelecek kuşakların sağlıklı ve iyi bir çevrede yaşam haklarının korunmasına katkı sağlamak amacıyla” imzalanmıştır. “Çevresel konularda bilgi ve belge edinme”, çevresel projelere “karar verme sürecinde halkın katılımı” ve bu projelerde ilgili olarak “yargıya erişim” konularını ele alır. Kısacası halkın demokratik haklarını güvence altına alır ve onu çevre projelerine karar verme sürecinde hak tanır. Bu anlamda bir şeffaflık ve hükümet izleyebilme sözleşmesidir. 
 
İsmini 1998 yılında imzalandığı Danimarka’nın Aarhus kentinden alır. 2001 yılında yürürlüğe giren sözleşmenin 47 üyesi mevcuttur. Maalesef Türkiye bu 47 ülkeden biri değildir. Bu, Türkiye Çevre Hukuku ve insan haklarının güvence altına alınması açısından çok önemli bir eksikliktir. Sözleşmeyi daha çok Avrupa ve Orta Asya’dan ülkeler kabul etmiştir.
 
Çevre hakkını kabul eden bir diğer Sözleşme Afrika İnsan Hakları Şartı’dır. 1986 yılında yürürlüğe giren bu Şartın 24. maddesine göre “Bütün halkların, kendi gelişmelerine elveren genel olarak tatmin edici bir çevreye sahip olma hakkı” bulunmaktadır. Buna karşın 1978’de yürürlüğe giren Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi çevre hakkını içermemektedir. Fakat 1988’de imzaya açılıp 1999 yılında yürürlüğe giren, San Salvador Protokolü olarak da bilinen ek protokolün 11. Maddesine göre “herkes sağlıklı bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.” Fakat protokol bu hakkın - üye ülkelerinin ekonomik gelişmişlik düzeyleri sebebiyle - kademeli uygulanabileceğini de belirttiği için eleştirilmektedir de. Maalesef ABD Amerikan İnsan Hakları sözleşmesi taraf olmasına rağmen San Salvador Protokolüne taraf değildir.  
 
2012 yılında imzalanan ASEAN Deklarasyonu da “güvenli, temiz ve sürdürülebilir bir çevre hakkı”nı tanımaktadır. Her türlü insan hakları ihlalinin bolca yaşandığı Güneydoğu Asya ülkeleri arasında böyle bir gelişmenin yaşanması çok sevindirici olsa da bu hak sadece Deklarasyon düzeyinde kabul edildiği için bağlayıcı olmayan hukuk kuralları arasında değerlendirilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ise çevre hakkını tanımaz. Fakat özellikle Sözleşmenin 8. maddesi olan “özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkı” altında çevre ile ilgili birçok konu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşınmıştır. Ülkemizden de Bergama direnişi bu hak kullanılarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşınan çok önemli bir örnektir.
 
Tüm bunlarla beraber çevre hakkının anayasalarca kabulünde çok hızlı bir gelişme yaşanmaktadır. Çevre hakkı, 2012 itibariyle 193 anayasanın 92’si tarafından kabul edilmiştir. Bu hakkı ilk tanıyan ülkeler (1976) Portekiz ve (1978) İspanya’dır. Hakkın birçok ülke anayasası tarafından tanınması diğer ülkelere örnek olmakta ve bu durum hakkın diğer ülkelerce de tanınmasını hızlandırmaktadır.  
 
Çevre hukukundaki bu gelişmeler insanlık için çok sevindirici gelişmelerdir. Fakat tabi ki çevre hakkının sadece anayasa ve uluslararası sözleşme ve deklarasyon metinlerinde kalmaması, uygulamaya konması gerekmektedir. Bu noktada usul hakları çok büyük önem taşımaktadır. Fakat tabi ki daha önemlisi şeffaf ve demokratik siyaset, toplumun huzur ve mutluluğu için var olduğunu unutmayan devlet yöneticileri, katılımcı ve cesur bir toplum ve sadece kendi cebini düşünmeyen bir özel sektörün varlığıdır. Yoksa çevre hakkı da diğer birçok hakkımız gibi pdf’lere sıkışıp kalacaktır.
 

 

Etiketler:

Misafir - 21.08.2016 20:48:30

  • pdf?
  • pdf nedır acıklayabılır mısınız?
  • Misafir - 08.11.2016 13:42:12

  • PDF
  • PDF, bir bilgisayar dosya formatidir. Selam ve sevgiler Defne
  • Yazarın Diğer Yazıları