31.07.2016 19:42:40
Okunma: 2012
2 Yorum

Defne Gönenç
TEMİZ ÇEVRE HAKKIYLA MERHABA

 
Sanayileşmenin çevreye verdiği tahribat ve bu durumun insan sağlığına verdiği zararlar 20. yy’ın ikinci yarısında daha kuvvetli şekilde hissedilmeye başlandı. Kar, egemenlik ve güç hırsı insanların genetiğini değiştire dursun, sermayenin çevreye verdiği zararların izine dünyanın her yerinde ve tabi ki geri kalmış ülkelerde en vahşi şekliyle rastlanmaktadır.
 
Daha fazla para kazanmak için her yolu deneyen insanoğlu kendi aç gözlülüğünün sonucunda orman katliamları, suyun asitleşmesi, havanın ve toprağın kirlenmesi, erozyon ve heyelan tehditleri, küresel ısınma, toksit maddelerin suya karışması, biyoçeşitliliğin hızla yok oluşu, genetiği değiştirilmiş organizmalar ve bu yolla üretilen standartlılaştırılmış tohumlarla karşı karşıyadır. Çevre hakkı işte böyle bir dünyada insanın kendisini sermayeden – daha doğrusu – insanın kendisini kendisinden korumak için geliştirdiği mekanizmalardan biridir. Çevre vergileri, karbon piyasaları, uluslararası sözleşmeler, anayasalar, yönetmelikler maalesef çevreyi korumakta yetersiz kalmaktadır. Çevre hakkı da tüm yöntemleri hukuki yolla destekleyen bir başka çabadır.
 
 İnsan ancak temiz ve sağlıklı bir çevrede insana yaraşır bir şekilde yaşayabilir. Bu açıdan bakıldığında aslında “yaşama hakkı” bile genişletildiği takdirde “temiz bir çevrede yaşama hakkı”nı içerir. Fakat bazı anayasalar, örneğin T.C. Anayasası, bir adım daha öteye giderek “sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını” ayrı bir maddede ele almışlardır. Aslında çevre yaşam alanımızı ifade ettiği için diğer tüm haklarımızın kullanımı yaşadığımız çevre ile doğrudan ilişkilidir.
 
Peki nedir çevre hakkı? Çevre hakkı en kolay ifadesiyle insan faaliyetlerinin yaşadığımız çevreyi kirletmesine ve tahrip etmesine dur deme hakkıdır. Fakat çevreyi daha çok şirketlerin ve devletlerin kirlettiği göz önüne alındığında çevre hakkının aslında kullanılması çok da kolay olmayan bir hak olduğu anlaşılacaktır. Bu noktada, çevre hakkının uygulanmasında usule ilişkin hakların önemi ortaya çıkmaktadır. İçinde yaşadığımız çevrenin korunmasında özellikle üç hak öne çıkmaktadır: Bilgi edinme hakkı, katılma hakkı ve de başvuru hakkı.
 
I. Bilgi edinme hakkı kişilerin çevreyi kirletme veya değiştirme riski bulunan projelerle ilgili bilgi edinme hakkıdır.
II.Katılma hakkı kişilerin ve toplulukların çevre ile ilgili projelerde alınacak kararlara katılma hakkıdır.
III.Başvuru hakkı ise çevrenin bozulması ve ilgili kurallara uyulmaması durumunda kişilerin ve toplulukların idari ve yargı makamları önündeki itiraz hakkıdır.
 
Çevre hakkı şu anda maalesef sadece mevcut çevreyi sermayenin tehdidinden koruma hakkı olarak algılanmakta ve kullanılmaktadır. Daha fazla ağaç, orman, park isteme hakkı, daha güzel daha estetik bir çevrede yaşama hakkı, çok çirkin olmayan binalara bakma hakkı, kirletilmiş denizleri ve göllerin acilen temizlenmesini isteyebilme hakkı olarak ne zaman kullanılabilir bilmiyorum.
 
Çevre hakkının uluslararası hukukta şimdiye kadar gösterdiği gelişimi gelecek yazımda ele alacağım. Peki, sizce mevcut çevreyi koruma hakkı olmaktan öteye geçmiş bir çevre hakkının uluslarası boyutunu ele alma fırsatını hiç yakalar mıyım?
 
Ne dersiniz?
 
Defne GONENC
Research and Teaching Assistant / PhD Student
Center for International Environmental Studies
Graduate Institute of International and Development Studies
Maison de la Paix
1211 Genève 21 - Switzerland
 

Etiketler:

Misafir - 08.11.2016 13:40:37

  • Hosbulduk
  • Tesekkur ederim, Selam ve sevgiler Defne
  • Misafir - 01.08.2016 08:15:37

  • Hoşgeldiniz
  • Bu güzel ortama hoşgeldiniz Defne Hanım. Saygıdeğer babanız ile birlikte nitelikli katkılarınız olacağından emin olarak sevincimi belirtmek istedim.
  • Yazarın Diğer Yazıları