22.05.2017 09:15:29
Okunma: 1701
1 Yorum

Defne Gönenç
Parayı Kaldırmalıyız

 

Parayı kaldırmalıyız, çünkü para kavramını ortadan kaldırmadan dünyanın karşı karşıya olduğu eşitsizlik, açlık, savaş, iklim değişikliği, sefalet, yoksulluk, yolsuzluk, güvensizlik, mutsuzluk, çıkarcılık vb. vb. vb. sorunlarımızı çözemeyeceğiz. Peki yerine ne koyalım? Değiş-tokuş sistemine mi geçelim? Hayır! Yerine hiçbir şey koymayalım. Ne gerekiyorsa ne istiyorsak onu üretelim. Para buna engel oluyor.

 
Para kavramının amacı nedir? Değer belirlemek ve değiş tokuşa aracılık etmek. Günümüzde paranın artık spekülasyon gibi paradan para kazanma gibi işlevleri de söz konusu. Ayrıca para zaten bir mala atfettiğimiz değeri de belirleyemiyor. İhracat yapan bir domates üreticisini düşünün. Bir günde, tamamen kendisinin dışında meydana gelen olaylar sebebiyle, domatesten elde edeceği gelir döviz kurundaki değişiklikler yüzünden altüst olabilir. Domates aynı domates. Hiçbir değişiklik yok.
 
Şimdi domatesin yanına bir de elma koyun. Her ikisi de birer lira olsun. Her ikisinin de birer lira etmesi birinin domates birinin elma olmasını değiştirmedi, değil mi? Mikro açıdan baktığımızda bu kadar basitçe ayrım yapabiliyoruz. Fakat daha makro düzeye çıktığımızda, mal ve hizmetler çeşitleniyor. Çeşitlenen bu mal ve hizmetleri “para” karşılığında ifade ederek onların gerçek niteliğini ortadan kaldırıyoruz. Sadece para miktarı ile eş değer oluyorlar. Domates, elma, Japonca öğrenmek, Bora Bora Adaları’nda tatile gitmek, kanser ilacı almak, trene binmek birbirinden çok ama çok farklı şeyler. Fakat para kavramı dolayısıyla onları aynı ölçü birimiyle ifade ediyoruz.  
 
İkna olmadınız mı? O zaman düşünmeye devam. Dünyadaki toplam mal ve hizmetleri hayal edin. Sizce dünyada dolaşan toplam para miktarı, dünyadaki toplam mal ve hizmetlere denk mi, değil mi? Alakası bile yok! Garip bir şekilde spekülasyon ile “geleceği satın almaya” başladık. Buna ek olarak bankalardaki toplam para miktarı ile piyasadaki mevcut fiziksel para miktarı da aynı değil. Yani aslında tüm hayatımızı, bugünümüzü, geleceğimizi, üretim ve tüketimimizi, eğlencemizi, işimizi, hırsımızı, savaşımızı, barışımızı tamamen olmayan bir kavram üzerine kurmuş durumdayız.
 
En önemli sorunumuz nedir? Yeteri kadar paranın olmaması. Tatile gidemezsiniz, çünkü paranız yoktur. Birleşmiş Milletler projeleri – ki bunlar Afrika’da sefalet içinde yaşayan insanlara gıda, ilaç ve giysi yardımı projeleri kadar elzem projeler olabilir – bütçeye göre düzenlenir. Geleceğinizi ciddi bir riske atarak sigortasız çalışmayı kabul edesiniz daha fazla para kazanabilmek için. Ücretler, üretim miktarı, marketten aldığınız ürünler, her şey bütçeye göre ayarlanır. Bütçe de paraya. Halbuki para diye bir şey yok. Birileri bizleri fena halde kandırıyor.
 
Bir proje “gerekli” ise gerçekleştirilmelidir. Paranın olup olmaması o projenin gerekliliği konusunda bir ölçüt değildir. Neden? Para nasıl yaratılır? Parayı devlet yaratmaz. Parayı banka denen bir kavram yaratır, devletler de hazine bonosu yardımı ile piyasaya ne kadar para süreceklerini ayarlarlar. Sonra bir de faiz, döviz kuru diye işleri daha da karmaşıklaştıran başka bazı kavramlar da vardır. Şimdi paranın ilk yaratılışına bakalım. Bankalar parayı temel olarak kısmı rezerv sistemi denen bir sistem ile yaratır. Yani banka, kendisine yatırılan paranın bir kısmını elinde tutar, geri kalanını borç verir. Bunu bir döngü içinde ile sürekli devam ettirdiğinde para yaratmış olur. Bakın faizden bile bahsetmedim. En basit ve temel, iktisada giriş dersine gittik ve gördük ki aslında para insan ihtiyaçlarından tamamen bağımsız bir biçimde kısmı rezerv miktarına ve borçlanma sistemine bağlı olarak yaratılıyor. Ama hayatımızda çok temel bir işleve sahip. Sizce o kısmı rezerv miktarı belirlenirken ekolojik denge, sosyal adalet, temel ihtiyaçlar ne kadar hesaba katılıyor? Sürecin ne kadar demokratik olup olmadığı ise sorgulanmaya bile gerek duyulmayacak kadar açık.
 
Ayrıca bu para yaratmak için borçlanma süreci sonrasında “borçlu” olarak yaşamanın psikolojik stresi altında hepimiz eziliyoruz. Borç neye dayanarak veriliyor? Sizin o parayı ileride geri vereceğinizin öngörüsüne bağlı olarak. O zaman sizin zaten şimdiden paranız varmış varsayalım. Ne fark eder? Çalışmaz mıydınız? Sizi çalıştıran, çalışmaya teşvik eden sadece borç ödeyememe riski ve endişesi mi? Pek sanmıyorum.
 
Bir de bu tabloya günümüzdeki yatırım bankacılarının kullandığı türev piyasalarını koyun. Türev piyasaları fiyat hareketlerinden doğabilecek riske karşı yatırımcıyı koruyabilmek için o ilk riski bile satıyor. Yani aslında para hareketleri gerçekte olmayan “şeylere” göre belirlenirken, biz her şeyimizi paraya göre belirliyoruz.
 
Peki parasız toplum nasıl işleyebilir? Aslında para için çalışmadığımızı, çalışmamızı sağlayan başka sebepler olduğunu anladığımızda işleyebilir. Devamı haftaya.
 
Defne GONENC
Research and Teaching Assistant / PhD Student
Center for International Environmental Studies
Graduate Institute of International and Development Studies
Maison de la Paix
1211 Genève 21 - Switzerland

Etiketler:

Misafir - 22.05.2017 13:14:04

  • münir
  • gelecek yazınızı merakla bekliyorum.. Para, çalışana değil çalıştırana hizmet eden bir oluşumdur.
  • Yazarın Diğer Yazıları