12.03.2017 00:18:04
Okunma: 1371
0 Yorum

Defne Gönenç
Nasıl Bir İklim Rejimi Gerekli?

 
2015 Aralık ayında kabul edilen ve 2016 yılının Nisan ayında imzalanan Paris İklim Antlaşması, antlaşmanın yürürlüğe girmesi için gerekli sayıda ülke parlamentosu tarafından kısa sürede onaylandı. Antlaşmaya göre, ülkeler sera gazı salınımlarını “niyet edilen katkı payları” doğrultusunda azaltacaklar. 
 
Yani her ülke ne kadar sera gazı azaltacağını kendisi antlaşmadan önce belirledi. Ama bu belirtilen sınırlar herhangi bir hukuki bağlayıcılık taşımıyor. Ayrıca antlaşma, daha önce iklim rejimi tarafından uzun çabalar sonucunda kazanılmış olan ülkelerin “iklim değişikliğine tarihsel sorumluluklarına göre sera gazlarını azalmaları gerekliliği” normunu da ortadan kaldırdı. Tüm bunlarla beraber, ülkelerin sera gazı azaltma kapasitelerinin göz önüne alınarak oluşturulmuş eşitlikçi bir iklim rejimi de mevcut değil. 
 
Peki o zaman Paris Antlaşması ne yaptı? Bence en değerli kazanım, küresel ısınmanın 2 °C’yi aşmaması gerektiğinin ve tercihen 1,5 °C ile sınırlı kalması gerektiğinin metinde yer alması. Ancak ülkelerin niyet ettikleri katkı payları incelendiğinde, eğer 2030 yılına kadar gaz salınımlarının azaltılması sadece Paris Antlaşması’nda kabul edilenler ile sınırlı kalırsa, 2100 için 2,7 ile 3°C arasında bir sıcaklık artışını getirecek bir yola girmiş olacağız. 
 
Bu tabloya, İngiltere, Almanya ve ABD’nin yeni kömürlü termik santraller yapma girişimlerinin olduğunu ve de Çin ve Hindistan’da et yeme alışkanlığının giderek arttığını da eklersek aslında küresel iklim rejiminin pek de başarılı olmadığı iyice ortaya çıkacaktır.
 
Peki nasıl bir iklim rejimi gerekli? 
 
İklim rejiminde kurallara uyulması şart olmalı, yani kurallar kesin bir biçimde bağlayıcı olmalı. Sera gazlarının azaltma sorumluluğu ülke bazlı belirlenmemeli. Sorumluluk da devletlerin üstünde olmamalı. Sera gazı azaltma sorumluluğu belirlenirken sektörler ve şirketler baz alınmalı. Sorumlu direkt şirketler olmalı. İmkânsız demeyin. 
 
Günümüzdeki teknoloji ile hiç de zor değil. Aynı zamanda yeni bir teknoloji bulunduğu zaman, bu çevre dostu teknolojinin kullanımı hemen küresel bazda zorunlu hale gelmeli. Yani çevre dostu teknoloji ile üretilmiş ve üretilmemiş buzdolabı arasında seçimi yapmak tüketiciye kalmamalı. Ayrıca çevre standartlarını olabildiğince küreselleştiren bir antlaşma öngörülmeli. Kirli üretimin çevre standartlarının düşük olduğu ülkelere kaçmasına ve bu ülkelerde istediği ölçüde sera gazı salarak üretim yapmasına olanak verilmemeli.
 
Peki ya teklif hakları? Gerekli parayı nereden bulacağız? Mutlaka piyasa ekonomisi koşulları içinde bile kalınsa, yeni teknoloji kullanımının bağlayıcı hale gelmesi üzerine, yeni teknolojinin fiyatı da ucuzlayacaktır. Ayrıca iklim probleminin kuzeyden güneye ciddi bir sermaye akışı gerçekleşmeden çözülmesi ne gerçekçidir ne de adildir. Zaten şu anda sera gazı azaltma yükümlülüğünü ülkeler bazında belirlemiş olan iklim rejimi aslen küresel üretim ilişkilerini göz ardı etmektedir.
 
Adil bir iklim rejiminin yeni termik santral yapımını açıkça yasaklaması, kömüre verilen sübvansiyonların küresel olarak kaldırılmasını sağlaması ve yenilenebilir enerjiyi tüketici boyutunda da desteklemesi gerekir. Yani evinin çatısına güneş paneli taktırmak isteyeni destekleyen küresel bir rejim oluşturulması.
 
Küresel üretim-tüketim ilişkileri, enerji ağları ve çeşitliliği, hızlı teknolojik gelişmeler ve tarihsel sorumluluklar göz önünde bulundurulmadan, 1648 Westphalia ile getirilmiş ulus-devlet bazlı sistem içinde küresel iklim değişikliğine kökten çözüm getirilebileceğini düşünmüyorum
 
[1] Clemenson, Raymond (2016). The Two Sides of the Paris Climate Agreement: Dismal Failure or Historic Breakthrough? Journal of Environment and Development, 25 (1), 3-24. 
 
 
Defne GONENC
Research and Teaching Assistant / PhD Student
Center for International Environmental Studies
Graduate Institute of International and Development Studies
Maison de la Paix
1211 Genève 21 - Switzerland
 

 

Etiketler:

Yazarın Diğer Yazıları