25.06.2017 13:27:12
Okunma: 1340
0 Yorum

Defne Gönenç
Mimar ve Şehir Bölge Planlamacılar Çok Gezmeli

 

Size sonsuz güç verseler, cumhurbaşkanının, padişahın da ötesinde, hiçbir bütçe sınırlandırması olmadan toplumda istediğinizi değiştirebilecek olsanız neler yapardınız? Böyle sorular üstüne düşünmenin çok faydalı olduğunu düşünüyorum çünkü bizi rahatsız eden ama çok farkında olmadan, günlük hayatın akışı içinde normalleştirdiğimiz anormallikleri görmemizi sağlıyor.

 
Sanırım bu sorunun yanıtı benim için Türkiye’deki birçok şehri yıkıp yeniden tasarlamak. Çünkü açlığı bitirirdim, barışı getirirdim, eşitlik ve adalet sağlardım gibi kavramlarım çoğu aslında düşündüğümüzde zaten yapılması gereken, ama çoğu zaman da tartışmayı sadece bu kavramlar üstünden yürüttüğümüz için asla tam anlamıyla ulaşamadığımız idealler. Açlık, barış, adalet ve eşitlik zaten iyi bir yöneticinin getirmek istemesi gereken idealler. Peki bunun ötesinde ne yapardınız?
 
Yani somut proje olarak?
 
Ben sanırım şehirleri tamamen baştan tasarlardım. Git gide, daha çok gezdikçe ve öğrendikçe, özellikle kalkınmakta olan ülkelerdeki şehirlerin ruhunun olmadığını fark ediyorum. Bu sadece sokaktaki vatandaşı mutsuz etmekle kalmıyor, bir türlü çözülemeyen ciddi altyapı sorunları olarak da sürekli hayatımızı zorlaştırıyor. Dün Fildişi Sahilleri’nin başkenti Abidjan’ın fotoğraflarına baktım. Türkiye’de de olabilirdi gördüğüm fotoğraflar. Özellikle kuşbakışı çekilenler. Aynı şey daha birçok kalkınmakta olan ülke için geçerli. Mesela Tel Aviv. Türkiye’nin bir kenti olabilirdi. Ama Paris’in, Venedik’in, Madrid’in, Metz’in, Lucerne’in, Bamberg’in, Viyana’nın, Prag’ın, Heidelberg’in, Budapeşte’nin, Münih’in, Riga’nın ve hatta Londra’nın bile fotoğraflarına baktığımda Türkiye’yi hiç mi görmüyorum. 
 
Türkiye’deki şehirleri düşünün. Birçoğu birbirine çok benziyor. Çorum örneğin İzmir’in bir parçası olabilirdi ve hiçbirimiz de yadırgamazdık. Neden acaba? Çünkü hızlı sanayileşme ve şehirleşme çabası içinde, neredeyse tüm “kalkınmakta olan ülkeler” olarak berbat bir şehirleşme ve mimari modeli izledik. Çirkin çirkin apartmanlar, çarpık çurpuk yollar, parksız, bahçesiz yaşam alanları ortaya çıktı. Şimdi de ne kadar düzeltilmeye çalışsak da sonradan yapılan bazı çabalar yetersiz kalıyor. Gerçekten kendine özel ruhu olan çok az sayıda bölgemiz var: Aklıma ancak Şirince, Eskişehir’in bazı bölgeleri, Mardin, Amasra ve İstanbul’un birkaç eski sokağı geliyor. İstanbul gibi, birçok medeniyete başkentlik yapmış bir şehri bile çirkinleştirdik. Şimdi ne yapılabilir?
 
İlk önce bunu kabul ederek işe başlamak gerekiyor. Sonrasında önerim özellikle mimar ve şehir bölge planlamacı arkadaşların çok gezmeleri. Öğrencilik yıllarından başlayarak hem Türkiye içinde hem Türkiye dışında sürekli gezmeleri. Gittikleri yerlerde de hayal kurmaları ve karşılaştırma yapmaları. Sonra da Türkiye’deki şehirler için dönüşüm planları tasarlamaları. Kökten dönüşüm planları. Bu neden bu kadar önemli? Çünkü yaşadığımız yerler mutluluk seviyemize, hayattan aldığımız keyfe çok etki ediyor. 
 
Emin olun, cebinizdeki paradan daha çok etki ediyor. Kafanızdaki “cennet” kavramını düşünün. Mercedes ile AVM’den AVM’ye gittiğiniz ve arada da yolda trafikte tıkandığınız anlar mı geliyor aklınıza, yoksa akan şelaleler, dans eden güzel kızlar, ormanlar, temiz hava, kuş cıvıltıları, çiçekler mi? Emin olun o güzel hurilerin İstanbul’un çarpık çurpuk sokaklarında, bozuk kaldırımlarında, en ufak yağmurda su basan çirkin apartmanlarla dolu yollarında dans edesi de pek gelmiyor.
 
Kökten dönüşüm ve değişikliklere hazır olun.
 
Defne GONENC
Research and Teaching Assistant / PhD Student
Center for International Environmental Studies
Graduate Institute of International and Development Studies
Maison de la Paix
1211 Genève 21 - Switzerland

Etiketler:

Yazarın Diğer Yazıları