05.12.2016 08:45:53
Okunma: 1569
0 Yorum

Defne Gönenç
İsviçre Nükleer Enerji’ye “Devam” Dedi

 
27 Kasım’da yapılan referandumda İsviçreliler nükleer santrallerin yakın bir tarihte kapatılmasına hayır dedi. Yeşil Parti’nin sunduğu teklife göre İsviçre’deki 5 nükleer santral aşamalı olarak 2029 yılına kadar kapatılacaktı. Oluşacak enerji açığı diğer ülkelerden yenilebilir enerji ithalatı ile karşılanacaktı. Fakat İsviçreliler %55’e %45 oranında bu teklife “hayır” dedi.  Bu durum, İsviçre gibi statüko yanlısı bir ülke için çok da şaşırılacak bir sonuç değil. İsviçreliler yakın zamanda diğer iki önemli teklife, 4.000 Frank’lık bir asgari ücrete ve 2.500 Frank’lık bir sabit vatandaşlık gelirine de hayır demişti. Tabi ki İsviçre’nin bazı kantonlarında kadınlara oy kullanma hakkının 1990 yılına kadar verilmemiş olmasını da unutmamak gerek. 
 
Yine de bu durum bir arkadaşımın bana yaptığı uyarıyı hatırlattı. Nükleer enerjiyi tartıştığım 21 Kasım tarihli yazımda nükleer yanlısı kampın görüşlerine yer vermediğimi belirtmişti. Anlaşılan o ki arkadaşım önemli bir noktanın altını çizmiş. Son referandum nükleer yanlısı tezlerin hala birçoklarını kolayca ikna edebildiğini gösteriyor. O sebeple bu yazımda nükleer enerjiyi tekrar ele alıyorum. Bu sefer nükleer yanlısı tezleri öncelikle ele alarak neden bu tezlerin hepsinin aslında kolayca çürütülebilecek olduğunu göstereceğim. 
 
Nükleer enerji yanlılarının en önemli argümanı ekonomik büyüme hedefleri ve hızlı nüfus atışı ile birlikte artan enerji talebinin en verimli ve en ucuz biçimde nükleer enerji ile sağlanabilecek olduğudur. Şehirleşme ve sanayileşme modern insanın yaşam tarzını hızla değiştirdi. Hızla artan nüfus, yaşam tarzımızdaki değişiklikler ve beraberinde getirdiği elektrik ihtiyacı enerji ihtiyacını arttırdı. Buna göre enerji ihtiyacını (1.) dışa bağımlı olmadan, (2.) ucuz maliyetle ve en verimli biçimde, (3.) yenilenebilir kaynaklar kullanarak karşılamanın yolu nükleer santralden geçmektedir. Bu üç maddeyi döndürüp dolaştırıp önümüze koyanlar aynı zamanda nükleer enerjinin yararları ve tehlikesi hakkında “doğru bilgilendirmeyle” halkın nükleer enerjiye karşı olan olumsuz tutumunun da değiştirilebileceğini savlarlar. Halbuki bu üç maddenin hepsi hatalıdır. 
 
1.     Enerji kullanımında dışa bağımlı olmak istenmiyorsa bunun üç yolu vardır. Birincisi enerji talebini azaltmak. İkincisi enerji üretimini ülke içinde gerçekleştirmek. Üçüncüsü de enerji üretiminde ve kullanımında verimi arttırmak. Diğer noktaların hiçbirini dikkate almadan sadece nükleer santral açmak ilk olarak sadece geçici bir çözüm olacaktır. Sorgusuz sualsiz ekonomik büyüme fetişistine tapmaya devam edersek zaman içinde ikinci, üçüncü ve hatta dördüncü nükleer santrallere de ihtiyaç duyabiliriz. Bu noktada inşaat sektörü odaklı bir büyüme politikası, sürekli değiştirilen cep telefonları, otomobiller, hala doğru düzgün çalışan bir tren sisteminin olmayışı ama her ailenin 2’şer 3’er arabasının olması, ışıl ışıl alışveriş merkezleri, gereksiz yere sürekli yanan dükkân tabelaları, soğuk ve sıcak havada kapatılmayan dükkân kapıları vb. ciddi anlamda gözden geçirilmeli. Bunun yanında Türkiye’deki güneş enerjisinin bolluğu hatırlanmalı. Türkiye yenilenebilir enerji kaynakları açısından çok şanlı bir konuma sahip. Güneş, rüzgâr ve dalga enerjisini en kolay kullanabilecek ülkeler arasında geliyor.  Ayrıca artık çöpten de enerji üretilebildiğini de unutmamak gerek. Neden güneş enerjisine hala çok ciddi yatırımlar yapılmıyor – hele de her evin bir çatısı olması dolayısıyla bu noktada yer sıkıntısı bile çekmezken – anlayamıyorum.
2.     Nükleer enerjinin ucuz ve verimli enerji ürettiği tamamen uydurmadır. Bu noktada ne ile kıyaslandığını iyi belirlemek gerekir. Güneş enerjisi ile kıyaslandığında nükleer enerjinin ucuz ve verimli olması komik denecek bir tezdir. Özellikle güneş enerjisinin aslında çok da zor olmayan teknik eğitimler verilmesi sonucunda bireylerin kendilerinin bile evlerinin çatılarına koyabilecekleri kadar kolay ve ucuz bir enerji olduğunu biliyor musunuz? Bu noktada enerji bakanlığı üniversitelerle iletişime geçerek bir seferberlik ilan edip yerel halka bu doğrultuda eğitimler verebilir. Herkes kendi güneş enerjisi sistemini kendisi kurar. Enerji Bakanlığı’nın personel alımında bir artışa gidildiğini, sokakta işsiz gezen mühendisin işe alındığını ve sonrasında bu mühendislerin kahveleri, yerel dernekleri öğrencilerle birlikte dolaşıp halka güneş enerjisi eğitimi verdiğini düşünün. Aslında çok da zor değil!
3.     Nükleer enerji yenilenebilir bir enerji değildir. Nükleer santralin atığının bile yüzde 94 oranında tekrar kullanıldığı söylenmektedir. Bu tez öne sürülürken unutulan iki nokta vardır. Birincisi yüzde 94 oranında tekrar kullanım, yüzde 6 oranında bir tekrar kullanılamayan atık demektir. Şu durumda nükleer enerji aslında “yenilenebilir enerji” değildir. Ayrıca son derece tehlikeli olan nükleer atıklarının ne şekilde saklanabileceği çok sorunlu bir konu. Daha önceki yazımda yazdığım gibi öncelikle günümüzde hala uzun vadeli bir radyo aktif madde saklama sistemi yok. Yani nihai atık saklama çözümü şu anda yok. Endüstrinin geliştirdiği çözümler ise genellikle atıkları yer altına gömerek veya Sibirya gibi uzak bölgelere götürerek onları gözden uzak tutmak. Atık sahaları sağlık açısından çok ciddi riskler taşımakta. İkinci nokta ise nükleer enerji kullanımının bizleri bu sefer de uranyum madenine bağımlı hale getireceğidir. Uranyum madeni yenilenebilir bir kaynak değildir. Ayrıca uranyum madeninin sınırsız bir kaynak olmadığı da hatırlanmalıdır. Uranyum madeni Türkiye’de var mı diye soracak olursanız sizlere kötü bir haberim var. Maalesef uranyum madeni Türkiye’de mevcut. Hatta Manisa Köprübaşı’ndaki eski uranyum madeni hiçbir önlem alınmadan terk edilip gidildiği için çevreye radyasyon yayarak hepimizin sağlığını tehdit etmeye devam ediyor. 
 
Sonuç olarak nükleer enerji, enerji ihtiyacını hepimizin sağlığını tehdit ederek, kanser olma riskimizi çok arttırarak karşılamayı öngörüyor. Bu noktada böyle bir enerjiye gerçekten ihtiyaç duyup duymadığımızı tekrar düşünmemiz gerekir. 
 
En önemlisi de maalesef bazı mühendisler ve “bilirkişiler” tarafından sıklıkla tekrarlanan “aslında halk bilgilendirilse nükleer karşıtlığı azalacak,” “önce bilgilenin, ondan sonra fikir edinin” gibi halkı küçümseyen söylemler tamamen asılsızdır. 


Defne GONENC
Research and Teaching Assistant / PhD Student
Center for International Environmental Studies
Graduate Institute of International and Development Studies
Maison de la Paix

1211 Genève 21 - Switzerland 

Etiketler:

Yazarın Diğer Yazıları