29.01.2017 23:01:45
Okunma: 1531
1 Yorum

Defne Gönenç
Elektronik Atık Tehdidi

 
 
Gelişen teknolojinin hayatımızı her anlamda kolaylaştırdığı doğru. Ortalama 18 ayda cep telefonumuzu, 3 yılda da bilgisayarımızı değiştirir olduk. Çoğumuzun evinde bulaşık makinası, çamaşır makinası, mikrodalga fırın, ütü, tost makinası, tartı, saç kurutma makinası, buzdolabı, spor aletleri, duvar saatleri, kahve makinası ve oyun konsolu mevcut. Peki bunların doğa için ve insan sağlığı için maliyeti nedir?
 
Elektronik atıklar ile ne yapılacağı, bu atıklar zehirli madde içerdikleri için çok önemli bir sorundur. İnsan sağlığına ve çevreye korkunç derecede zarar verirler. Elektrikli aletlerin birçoğu kurşun, cıva, berilyum, baryum gibi insan sağlığını tehdit eden toksin maddeler içerir. Örneğin bilgisayarın iç yüzey kaplamalarında tehlikeli atık sınıfına giren fosfor bulunmaktadır. Ayrıca bu aletlerin içinde altın ve gümüş gibi değerli madenler de mevcuttur. Bilişim çağında hızla gelişen teknoloji elektrikli eşya kullanımını hızla arttırdı. Bununla beraber elektronik atık tehdidi de hızla büyüdü. Şu anda yılda dünyada ortalama 50 milyon ton elektronik atık çıkarıyoruz. Elektronik atık üretmede ABD ve Çin ipi göğüslemiş durumda. Peki bu atıklar ile ne yapılıyor?
 
Türkiye’de, belediyelerin bazıları telefon etmeniz durumunda gelip elektronik atığınızı sizden alıyor. Bazı şirketler kendi sattıkları malları geri kabul edebiliyorlar. Bunun için elektronik aleti satın alırken sormak gerekiyor. Geri dönüştürülebilir atık aletler geri dönüştürülüyor, geri kalanı ise imha ediliyor. Konak Belediyesi’nin web sitesinden aldığım verilere göre Türkiye’de 2014 yılında 500 bin ton civarında elektronik atık ortaya çıktı ve bu rakamın her yıl yüzde 10 artması bekleniyor. Elektronik atıkların ayrıştırılması çok önemli çünkü zaten bu aletler çok fazla doğal kaynak tüketilerek üretiliyor. Bu atıkların doğru şekilde toplanması ve ayrıştırılması hem çevresel hem ekonomik maliyetlerin düşmesi açısından önem taşıyor.
 
Elektronik atıkların ayrıştırılması meselesi küresel bir sorun haline gelmiş durumda. Basel Sözleşmesi tehlikeli atıkların sınır aşırı taşınması ve bertaraf edilmesini kontrol etmeyi amaçlamasına rağmen, zengin ülkeler elektronik atıklarının büyük kısmını Hindistan, Çin, Pakistan, Filipinler, Vietnam, Gana ve Nijerya gibi ülkelere yolluyor. Türkiye de Basel Sözleşmesi’ne ortak. ABD ise maalesef Basel Sözleşmesine taraf değil.
 
Fakat maalesef Basel Sözleşmesi yeteri kadar etkili olamıyor. Hindistan’daki mevcut elektronik atıkların %70’nin “ithal atık” olduğu tahmin ediliyor. Sadece Yeni Delhi’de 25,000’den fazla insan elektronik atık çöplüklerinde çalışıyor. Çin, diğer ülkelerden elektronik atık alımını 2002 yılında yasaklamış olmasına rağmen dünyanın en büyük elektronik atık çöplüğü Çin’in güneyindeki Guiyu’da bulunuyor. Zengin ülkelerin çoğu zaman yasa dışı yöntemlerle elektronik atıklarını az gelişmiş fakir ülkelere yollamasının sebebi ise elektronik atıkların geri dönüşümünün pahalı olması. Fakir ülkelerde elektronik atıkların ayrıştırılması çoğu zaman elle ve de hiçbir standarda bağlı kalınmadan yapıldığı için çok daha ucuz. Tabi ki elektronik atık çöplüklerinde çalışan insanların hayatı çok ciddi tehlike altında. Elektronik atıklar öncelikle kalp, beyin ve akciğer olmak üzere birçok organı tahrip ediyor. Ayrıca bu atıkların açık havada ayrıştırılması, yakılması ve su ve toprağa karışması, toprak-ürün-yiyecek zinciri ile atık bölgelerinde çalışan insanların dışındaki kişileri de tehdit ediyor.
 
Peki ne yapmalı? Öncelikle elektronik atıklarımızı normal çöpe atmayıp gerekli telefonlardan belediye veya şirket görevlilerine ulaşmamız çok önemli. Ama iş burada bitmiyor maalesef. Bu atıkların insan sağlığına uygun koşullarda ayrıştırılması ve dönüştürülmesi gerekiyor. Önemli diğer nokta ise bu atıkların hızla artmasını önlememiz gerektiği. Bu, aynı zamanda doğal kaynakların hızlı tahribatını da önleyecektir. Bunun yolu ise yeni elektronik eşya tüketimi çılgınlığına dur demekten geçiyor. Yeni elektronik eşya almak yerine var olan elektronik eşyalarımızı tamir ettirmeyi tercih etmeli ve toplumda bu davranışın yerleşmesi için çaba göstermeliyiz. Her iki sene de bir cep telefonu değiştirmek moda olmamalı mesela. Bunu yapanı eleştirmeli ve sebebini anlatmalıyız. Bununla da sınırlı kalmamalı, cep telefonu başta olmak üzere diğer elektronik eşya üreticilerine sınırlamalar getirilmeli. Her istediklerinde ufak değişiklikler yaparak yeni eşya piyasaya sürememeli, bunları moda haline getirememeliler. Şu anda bu şirketler maksimum kar için ürünlerinde ufak farklılar yaparak her 6 ayda bir yeni mal piyasaya sürüyorlar. Muhtemelen de önümüzdeki en az 5 yıl içinde piyasaya sürecekleri yenilikleri şimdiden biliyorlar. Fakat yavaş yavaş piyasaya sürüyorlar ki hepsinden para kazanabilsinler. Bizler her yıl telefonumuzla daha fazla oyun oynayıp daha yüksek kalitede resim çekebilelim diye biz farkında bile olmadan Çin’deki insanlar hayatını kaybediyor veya insanlık dışı koşullarda yaşıyor. Teknolojik gelişime tabi ki karşı değilim. Fakat şirketlerin elektronik mallarda gelişen teknolojileri yavaş yavaş piyasaya sürmeleri denetlenmeli ve önlenmeli. Çünkü küresel açıdan çevresel ve toplumsal maliyeti çok yüksek ve şu anki maksimum karı tanrılaştıran sistemde bunu engellememiz de mümkün değil.
 
Defne GONENC
Research and Teaching Assistant / PhD Student
Center for International Environmental Studies
Graduate Institute of International and Development Studies
Maison de la Paix
1211 Genève 21 - Switzerland

Etiketler:

Misafir - 31.01.2017 13:27:00

  • Cesamin Özkan
  • Toplumsal yapının artıkları yönetim alanlarına geliyorsa atıklar anlamında ne halde olabileceğimizi düşününüz. Bedeni ile kafası ile toplumsal beşeri atıklarını yönetim alanlarını bırakın sosyal yaşam alanlarından bile uzak tutmamız gerekir. Tehlikenin farkındamısınız oysaki bu insan atıkları yönetsel alanlara sızmış durumda.
  • Yazarın Diğer Yazıları