13.04.2017 22:34:35
Okunma: 1406
0 Yorum

Defne Gönenç
Çevrenin Korunmasında Devletin Rolü

 
Kapitalist sistem içinde çevrenin korunabilmesi için devlete ikili bir rol düşmektedir. Bir yandan devletin ekonomi içindeki rolünün azaltılması ve işlevini piyasa mekanizmalarına bırakması beklenirken öteki yandan da çeşitli düzenleyici müdahalelerle uygun koşulları yaratması istenir. Böyle bir ikilemi nasıl açıklayabiliriz? Bu yazıda ilk olarak bu duruma kısaca göz atıp sonrasında devletin rolünü liberal ve Marksist açıdan yorumlayacağız.
 
Kapitalist sistemde devletin üzerinde, sermaye birikiminin önünü açması ve ekonomik büyümenin sağlanması için gerekli koşulların oluşması için sürekli bir baskı mevcuttur. Örneğin, sürekli olarak ormanların, kıyıların, deniz yataklarının sermaye sahiplerinin etkinliklerine açılması beklenir. Mesela, kanunlara göre kıyılar hepimizindir. Ama Sheraton’un Çeşme Ilıca’da denizin içine iskele döşemesine engel olamıyoruz. Ya da yine Çeşme’den bir örnek vermek gerekirse, kıyılara kıyıları geri kalanların kullanamayacağı biçimde beachclub’lar yapılıyor. Örneğin Ayayorgi’de, herhangi bir kulübe gitmeden, kıyıya havlu serip denize girmek neredeyse imkânsız.
 
İkinci olarak da devletten çevrenin korunması için gerekli önlemleri alması beklenir. Devlet, ekonomik etkinliklerin çevre üzerinde oluşturduğu baskıyı düzenleyerek azaltmalıdır. Devlet bunun için çeşitli araçlara başvurabilir. Örneğin, uluslararası çevre antlaşmalarına dahil olur, ulusal düzeyde çevre kanunu düzenler ve hukuki yapının çerçevesini çizer, çevre politikasına halkın katılımını sağlayacak süreçleri oluşturur, piyasaya dayalı çözümlerin işlemesi için altyapıyı hazırlar, kamu-iktisadi teşekkülleri kurar, özelleştirmeler yapar, eğitim kampanyaları yürütür ve şirketleri gönüllü uygulamalar yapmaları için, örneğin yenilenebilir teknolojiyi kullanmaları ve geliştirmeleri için teşvik eder.
 
Devletin kapitalist sistemdeki rolünü liberal açıdan yorumlayabilmek için “piyasa kusuru” kavramını açıklamak gerekir. Buna göre, ekosistem piyasa mekanizmalarına dahil edilmediği için hava ve su kirliliği gibi çevre sorunları ortaya çıkar. Yani havayı kirletmek bedava olduğu için hava kirlenir. Musluktan akan su bedava olsaydı herkes bu suyu gereğinden fazla kullanırdı ve su kıtlığı çekerdik gibi. Şu durumda devlete biçilen rol ekosistemin de piyasaya dahil edilmesi için gerekli hukuki sistemi belirlemesi ve uygulamasıdır. Yani şairin dediği “hava bedava su bedava” günleri geride kalır.
 
Marksist görüş ise devletin kapitalist sistemde çevre koruma rolünü farklı biçimde açıklar. Kapitalizmin ekolojik bozulmaya sebep olması ama üretimin devam etmesi için de doğal kaynaklara gereksinim duyulması kapitalizmin ikinci çelişkisidir. Buna göre, bildiğiniz gibi, kapitalizmin temel çelişkisi üretim güçleri ve üretim ilişkileri (özel mülkiyet) arasındadır. Yani üretimi hep beraber gerçekleştiriyor olsak da üretim sonucunda ortaya çıkan mallar üzerinde sadece sermayedarın, yani şirket sahiplerinin hakkı vardır. İşçiler sadece kendilerine verilen maaşları alırlar. Sermayedarlar daha çok kar edebilmek için maliyeti düşürmek isterler ve bu sebeple mümkün olan en az sayıda işçinin en fazla çalıştırılarak üretim sürecinin gerçekleştirilmesi sağlanır. Fakat işçiler aynı zamanda üretilen malların da tüketicisidirler. En az sayıda işçinin çalıştırılması ve maaşların düşük tutulması alım gücünü olumsuz etkiler.  Bu kapitalizmin birinci çelişkisidir. İkinci çelişkisi ise şudur: Üretimin devam edebilmesi için emeğe, altyapıya ve çeşitli doğal koşullara ihtiyaç vardır. Örneğin hava kirliliği işçilerin sağlığını bozarak verimliliği düşürür. Termik santraller için soğutma suyu gerekir, dereler kurursa sorun olur. Çölleşme tarımsal geliri düşürür gibi… Yani kapitalizm sınırsız sermaye birimini öngördüğü için üretim koşullarını bozar. Üretim çevresel koşulları bozup sermaye birikim sürecini darbelediği için devlet bu duruma müdahil olup bu süreci düzeltmek durumunda bırakılır. Yani kısa dönemli kazançlar uğruna çevrenin tüketilmesinin ve bozulmasının engellenmesi ve uzun dönemde de kazanç sağlanabilirliğin garanti altına alınabilmesi gerekir. Bunun yanında çoğu zaman devlet çevreci gruplardan gelen talepleri de dikkate alarak sermayedarlarla çevreci grupları uzlaştırma rolünü üstlenmiştir. Çevrenin korunması için sürekli baskı yapan bir kamuoyunun taleplerini göz ardı etmek mümkün değildir. Devlet, bu uzlaştırma rolü oynayabilmek için gerekli hukuki düzenlemeleri yapar.
 
Peki devlet bu ikili rolü hangi araçlar aracılığı ile oynar. Bu araçları, kapitalist sistem ile uyumlu olanlar ve olmayanlar olarak iki başlıkta toplayabiliriz. Birinci başlıkta üç adet araç mevcuttur: Düzenleyici araçlar, piyasa araçları ve hak bazlı araçlar. İkinci başlık ise çevre projelerinin çevresel adalet düzlemi içerisinde değerlendirildiği düzlemdir. Devletin çevre korunmasında kullandığı araçları tartışamaya haftaya devam edeceğiz.
 
 
 referanslar;
 
O’Connor, James (1998). Natural Causes: Essays in Ecological Marxism. New York ve Londra: The Guilford Press.

Keleş, Ruşen, Can Hamamcı ve Aykut Çoban (2015). Çevre Politikası. Ankara: İmge Kitapevi. 
 
 

Defne GONENC

Research and Teaching Assistant / PhD Student
Center for International Environmental Studies
Graduate Institute of International and Development Studies
Maison de la Paix
1211 Genève 21 - Switzerland
 

Etiketler:

Yazarın Diğer Yazıları