30.04.2017 15:19:06
Okunma: 1275
0 Yorum

Defne Gönenç
Çevre Politikasının Araçları II

 

Geçen haftaki yazımda kapitalizm ile uyumlu çevre politikası araçlarını ele almıştık. Bu araçları üçe ayırdık: Düzenleyici araçlar, piyasa araçları ve hak bazlı araçlar. Bu hafta bu araçların kullanışlılığını ve çevre korumadaki etkinliğini tartışalım.
 
Düzenleyici araçlar devletlerin en sık başvurduğu araçların başında gelir. Yasak, ceza, çevresel etki değerlendirme raporu alma zorunluluğu, çevre yasaları, ölçümler, uluslararası çevre antlaşmaları çevre politikasının temel araçlarıdır. Fakat maalesef düzenleyici araçların çevre korumada yeteri kadar etkin olmadığı durumlar da mevcuttur. İlk olarak son 30 yılda dünyada birçok ülkede çevresel yasal düzenlemelerin sayısı artmış olsa da bunların uygulaması hala çok sorunludur. Yani en önemli sorun bu düzenleyici araçların etkin uygulanıp uygulanmadığıdır. Bu noktada, düzenli teftiş ve şeffaflık çok büyük önem kazanmaktadır. Ayrıca düzenleyici araçların etkinliği merkezi yönetim sistemine duyulan güvene de bağlıdır. Yozlaşmış, rüşvetin kol gezdiği, çürük yönetimlerde ne halk ne de aslen çevresel kurallara uymak isteyecek şirket yöneticileri bu araçları uygulamamaktadır. Çünkü yönetim aygıtı kamusal yararı cisimleştirir. Yönetimin çürük olduğunu düşünmek insanları birçok kuraldan kaçmaya teşvik etmektedir. Düzenleyici araçların başka bir sıkıntısı da “uzman” görüşlerini uzman olmayan görüşlerine göre “üstün” tutmasıdır. Halbuki hepimiz aynı çevrede yaşıyoruz ve hepimizin çevre konusunda nasıl yaşamak istediğimize dair söz hakkı olmalı. Aynı zamanda düzenleyici araçlar toplumun kapitalist niteliğini görmezden gelir ve toplumda farklı çıkarların olabileceğini göz ardı eder. Halbuki çevre sorunları kapitalizm ile en iç içe sorunlardan biridir. Üretim ilişkileri ve biçimi ele alınmadan önerilen teknolojik ve hukuki düzenlemeler çevre sorunlarını sadece sınırlı ölçüde çözecektir.
 
Çevreyi korumak için önerilen diğer bir grup araç piyasa araçlarıdır. Tabi ki düzenleyici araçlar ve piyasa araçları birbirine göbekten bağlıdır. Örneğin vergi ve sübvansiyonları aslında her iki gruba da sokabiliriz. Ayrıca bir karbon piyasasının oluşturulması için çok ciddi hukuki düzenleme gerektirmektedir. Piyasa araçları çevre sorunlarına ekonomik bir mercekten bakar. Liberal ekonomik felsefeden beslenir. Çevre sorunlarını arz ve talep dengesi içinde çözmeyi amaçlamaktadır. Bu yaklaşım, çevre sorunlarını özelleştirme, çevre kirletme hakkının alınıp satıldığı yeni pazarlar oluşturma ve çevre kirliliğinin ürünün fiyatına yansıtıldığı çözümler önermektedir. Örneğin, son zamanlarda uçak kullanımı çok arttı. Fakat uçak kullanmak iklim değişikliğini, yakılan karbon miktarı sebebiyle, en çok tetikleyen şeylerden biridir.
 
Bunun için karbonun “doğru” bir biçimde fiyatlanacağı bir sistemde uçak biletleri de pahalanacak ve de uçağa olan talep düşecektir. Talep düşünce uçak firmaları fiyatları düşürmeye çalışsa da uzun vadede karlılık oranları düşeceği için bu firmalar sefer sayısını azaltmak zorunda kalacaklar ve böylece “görünmez el” iklim değişikliği sorununa da bir çare uzatmış olacaktır. Bu noktada çok önemli bir sorun gözden kaçırılmaktadır. İklim değişikliğinden hali hazırda en çok etkilenen zaten toplumun dar gelirli kesimidir. Karbon fiyatı son ürünün fiyatına yansıdığında yine ilk etkilenen toplumun az gelirli kesimi olacaktır. Yani uçak fiyatları yükselirse parasını veren gezmeye devam eder veremeyen evinde oturur. İklim değişikliğini bu yolla çözmek, yani hayat tarzı değişikliğini hali hazırda toplumun görece şansız kesiminden istemek kesinlikle adil değildir. Aynı zamanda çevre sorunlarını özelleştirme ile çözmeye çalışmak ekosistemin öğelerinin karşılıklı etkileşimini ve de satılan ormanın aslında daha büyük bölgesel bir ekosistemin parçası olduğunu göz ardı eder.
 
En önemlisi de canlı cansız doğal varlıkların alınıp satılması bunları metalaştırmaktadır. Bu da kapitalizmin sürekli yeni piyasa arayışının bir sonucudur. Telefonlarımızın, giysilerimizin sürekli değiştirilmesi nasıl reklam aracılığıyla sağlanıyor ve böylece bu malların piyasası canlı tutuluyorsa, ekonomik sistem, çevre değerlerini de piyasa malzemesi yapıp yeni pazar yaratma amacı gütmektedir. Halbuki amaç gerçekten şehirlerimizi ve köylerimizi güzelleştirmek ve korumak olsa, yapılabilecek pek çok yaratıcı iş var…
 
Son zamanlar hak bazlı çevresel yaklaşımlar, yani çevre sorunlarını mahkemeye taşımak da çevre hareketlerinin sıkça kullandığı bir yöntem haline gelmiştir. Fakat maalesef bu yöntem de çevre sorunlarını kökten çözemeyecektir. Öncelikle, bir davayı kazansanız da her zaman çevre yasasının değiştirilmesi söz konusudur. Bu sebeple projenin tekrar gündeme gelmesi ve yapılan yeni düzenlemelerle projede yapılacak ufacık değişikliklerin projeyi yasal hale dönüştürme riski mevcuttur. İkinci olarak hak bazlı çevresel yaklaşımlar paydaşlar arasında siyasal güç ilişkilerinin tümüyle eşitlendiği anlamına gelmez. Örneğin, mahkeme koridorlarında hukuki açıdan bir köylüyle bir maden işletmecisi eşit olsa da maalesef bunların aslında aralarında ciddi ekonomik eşitsizlikler mevcuttur.
 
Böyle bir durumda ne kadar “bağımsız” olduğu iddia edilse de aslında devletin bir aygıtı olan mahkemelerin çok da yansız karar vereceği düşünülmemelidir. Ayrıca belki de en önemlisi birçok insanı etkileyecek ve de ekosistemin dengesini bozacak bir karar nasıl oluyor da bir iki yargıç tarafından alınabiliyor ve bu meşru oluyor? İnsanlığın bazen gerçekten “mantıksız” çözüm süreçleri ürettiğini düşünüyorum. Doğru olan herkesin eşit şartlarla bir araya gelip herkes için ve doğa için en ideal çözümü üretebilmesidir. Bu da ancak güç ilişkileri dengelenirse mevcuttur. Son olarak hak bazlı araçlar liberal ekonomik model ile uyumludur zira liberal ekonominin geliştirdiği özel mülkiyet hakları fikri ile iç içe geçmiştir. Özel mülkiyet haklarının çevre korumasında uygun sonuçlar yaratmadığını tartışmıştık yukarıda. Fakat hak bazlı çevre koruma araçlarının yine bu uyumu sebebiyle kapitalizm içinde yaşadığımız şu çağda en kolay yoldan ve son çare çözümleri olarak görüldüğü de doğrudur. Ne de olsa yarın çevreyi koruyabilmek için çok geç olacak …
 
Referanslar
 
Keleş, Ruşen, Can Hamamcı ve Aykut Çoban (2015). Çevre Politikası. Ankara: İmge Kitapevi. 
 
Defne GONENC
Research and Teaching Assistant / PhD Student
Center for International Environmental Studies
Graduate Institute of International and Development Studies
Maison de la Paix
1211 Genève 21 - Switzerland
 

Etiketler:

Yazarın Diğer Yazıları