23.07.2017 20:17:40
Okunma: 1409
0 Yorum

Defne Gönenç
Çeşme’nin Çevre Sorunları

 

Türkiye, farklı yerlerinde değişik güzellikler barındıran bir ülke. Ama işte reklamın gücü. Bodrum ve Çeşme, yerli turizmde tatilcilerin en gözde mekanları. Bodrum’un Çeşme’den en önemli farkı, Çeşme’nin sadece 2,5 ay kadar bir süre için “çalışması”. Ben, dede tarafından Çeşme’liyim. Burada büyüdüm. Biz kışları da bazen Çeşme’ye geliriz. Kışın Çeşme bomboş. Neredeyse hayalet kasabacık oluyor. Çeşme’nin sadece 2,5 ay turist çekmesi onun çok dengesiz bir demografik yapıya sahip olmasına sebep oluyor. Kışın 35,000 civarında olan nüfus yazın ve bayram dönemlerinde 1 milyonu aşabiliyor. Tabi ki bu durum birçok çevre sorununu da beraberinde getiriyor.
 
İlk olarak Çeşme’deki “villalar”. Çeşmeyi bir beton yığınına döndürseler de aslında gerçekten şık ve insana yaraşır bir hayat tarzı sundukları da bir gerçek. Herkes böyle bir eve sahip olmayı, rahat ve keyifli bir hayat sürmeyi hak ediyor diyip bunun için çalışacağımıza, bizler olan yatırımları da kullanmıyoruz. Maalesef bu güzelim yazlıkların çoğu, çok kısa bir süre için kullanılıyor. Bu kadar güzel evler tüm kış nasıl bomboş durur, kışın da Çeşme’de yaşayıp rahat ve konforlu bir yaşam sürdürmek varken neden gidip kendimizi “kışlık” adını verdiğimiz şehirlerdeki çirkin apartmanlarımıza sıkıştırırız, bir yabancı için anlaşılması çok da kolay olmasa gerek!
 
Çeşme’nin sadece 2,5 ay çalışması ve yol açtığı demografik dengesizlik beraberinde ciddi bir su ve elektrik sıkıntısını da getiriyor. Çeşme’de yaz ayları boyunca kesilen elektrik ve suyu artık “normal” karşılıyoruz. Elektrik kesintilerinin önüne geçmek için herkese evinin çatısına güneş panelleri taktırmasını öneriyorum. Böylece komşunuzda elektrik kesikken, siz parıl parıl yanan elektriğinizle ona caka satabilirsiniz! Su konusunda ise hem belediye düzeyinde hem de bireysel düzeyde uygulayabileceğimiz çözümler mevcut. Gri su (tuvalet suları dışındaki tüm evsel atık sular) ve yağmur suyu geri kazanım sistemleri mevcut. Bunları değerlendirebiliriz.
 
Su demişken aklıma Ilıca’daki harika kaplıcalarımız geliyor. Maalesef hala dünya standardında bir turizm anlayışıyla Ilıca’daki kaplıca sularımızı işletemiyoruz. Yakın zamanda Karlovy Vary’ye gittim. Ilıca’nın da Karlovy Vary’ye benzer bir turizm cenneti olmaması için en önemli engel sanırım belediye ve çevrede durmaksızın dönen rant oyunları. Halbuki ne güzel olurdu hem günübirlik hem de daha uzun süreli gelenlere hizmet verecek büyüklü küçüklü spa ve sağlık merkezleri ve otelleri yapılsa. Karlovy Vary ve Budapeşte bu konuda örnek alınabilir.
 
Sudan devam edelim, denize doğru ilerleyelim. Kıyılarda duralım. Kıyılar hepimizin deriz ama hepimiz aslında uygulamada bu durumun öyle olmadığını da pek iyi biliriz. Beach club’lar gerçekten keyifli ama herkesin o kadar para vermesi beklenemez. Beach club’ların kıyıları herkesin kullanabileceği şekilde düzenlemesi ve bunun iyi denetlenmesi gerekiyor. Altınkum’daki durumun (oradaki işletmeler sadece işgal bedeli ödeyerek iş yapıyorlarmış) en kısa zamanda düzeltilmesi ve diğer kıyılarımızın da birer şezlong mezarlığına dönmesine izin verilmemesi gerekiyor. Kıyılar şezlongsuz ya da daha az şezlonglu olduğunda hem daha güzel görünüyor hem de daha fazla insan onlardan yararlanabiliyor.
 
Biraz sörf yapalım. Alaçatı’da bir pırlantamız var. Dünyadaki ikinci en uygun rüzgâr sörfü merkezi burada olmasına rağmen kaçımız sörf yaptık hayatımızda? Sörfü biraz daha halkla buluşturmak, çocuklara sevdirmek ve de sörf alanını ve okullarını desteklemek gerek. Bu sene tam tersine, tam sörf alanının ortasına bir otel yapılmış. Otelin bahçe dizaynı çok güzel olmasına rağmen maalesef bahçesi sörf alanını ortadan ikiye bölen ve halka kapalı izlenimi veren şekilde dizayn edilmiş. Aynı şey otelin plajı için de geçerli. Bu durumun değiştirilmesi ve Alaçatı sörf merkezleri çevresinde devam eden yapılaşmaya giden paraların rüzgâr sörfüne gitmesi gerekiyor. İşte buna “sürdürülebilir kalkınma” deniyor.
 
Bu kadar seyahat ettik beraber, tabi ki yollardan geçtik. Yollarda durum nasıl? Çeşme’de trafik sorunu olmaya başladı. Git gide de artıyor. Her tarafta araba. Araba çöplüğüne döndü Türkiye’nin her yeri, Çeşme’de yaz aylarında bundan nasibini alıyor. İşte güzel bir fikir daha: Alaçatı’yı çamlık yol girişinden itibaren araba trafiğine kapatalım. Sadece orada evi ve iş yeri olanların eşya taşımak için araba sokmasına izin verelim. Bu durumu dolmuş sayısını çok arttırarak, şirin bir tramvay sistemi kurarak ve bisiklet kullanımını teşvik ederek destekleyelim. Böylece sadece Hacı Memiş’in oraya sıkışıp kalan Alaçatı ruhunu da biraz daha geniş bir alana yayabiliriz. Alaçatı’nın otoban girişinin yer altına bir otopark yapılmasını öneriyorum. İtalya’da araba trafiğine tamamen kapalı kasabalar var. Türkiye’de neden olmasın?
 
Peki ya sizin aklınıza neler geliyor? Neler değişmeli Çeşme’de?
 
Defne GONENC
Research and Teaching Assistant / PhD Student
Center for International Environmental Studies
Graduate Institute of International and Development Studies
Maison de la Paix

1211 Genève 21 - Switzerland 

Etiketler:

Yazarın Diğer Yazıları