26.08.2016 22:20:48
Okunma: 3798
0 Yorum

Defne Gönenç
ARTVİN’DE NELER OLUYOR?

 

 Neler olmuyor ki? Güzelliği ancak İsviçre’nin Alpleriyle kıyaslanabilecek bir doğa harikası üç kuruş için pazarlanmaya çalışılıyor. 20 seneyi aşkın süredir de Artvin halkı buna karşı şanlı bir mücadele yürütüyor. Görmediyseniz, hemen gitmenizi öneririm. Ne Bodrum, ne Çeşme, ne Uludağ ne Göcek. Karadeniz’de saklı bir cennetimiz var. Ama maalesef sarı bir tehlike altında: ALTIN.

 
Eko-turizm cenneti olabilecek kadar özel ve güzelken, kooperatifler şeklinde örgütlenilmesi durumunda bölge halkına getirebileceği birçok gelir kaynağı mevcutken – örneğin arıcılık, balcılık, hayvancılık – küresel sermaye tarafından altın deposu olarak kullanılmaya çalışılıyor. Maden bir kez açıldı mı, çevreye geri dönüşü olmayan zararlar verir. Bu da bölgenin sürdürülebilir kazançlarını birkaç senelik üç kuruş altına satmak demektir. Satılan sadece bu potansiyel turizm, arıcılık ve büyük baş hayvancılığı gelirleri değil tabi ki. Artvin’de tüm şehrin hayatı tehlike altında. Suya karışması halinde insan hayatını riske atan ağır metallerin yanı sıra Cerattepe’nin Artvin’in tam tepesindeki konumu ve maden açmak için kesilecek ağaçların heyelan riskini fazlasıyla arttıracak olması Artvin halkının yaşamını çifte tehlike altına sokmuş durumda.
 
Artvin’nin altın ile tanışması daha birçok diğer bölgemizde olduğu gibi 1980’lerin sonunda gerçekleşmiş. Özalcı serbest piyasa düzenlemelerinin sonucunda aşamalı olarak değişen maden yasaları yabancı sermaye üstündeki engelleri kaldırır kaldırmaz Kanadalı Cominco şirketi Artvin’de altın madeni açmak için kolları sıvamış. Sondaj çalışmaları sırasında ineklerin ölmesi ve suya ağır metallerin karışması sonucunda durumun ciddiyetini anlayan Artvin halkı 1995’de Yeşil Artvin Derneği’ni kurarak mücadeleyi tek bir çatı altında yürütmeyi kararlaştırmış. Dernek başkanı Neşe Hanım toplum tarafından çok sayılan ve sevilen, hem bilgili hem de çok sıcak kanlı bir kadın. Hiçbir siyasi partiye üyeliği olmayan, herhangi bir devlet kurumunda veya önemli şirkette pozisyonu bulunmayan Neşe Hanım tam bir doğal lider. Neşe Hanım’ın ve tabi ki davanın avukatı Bedrettin Bey’in öncülükleri ve emekleri takdire şayan olsa da gerçek savaşçı Artvin halkı. İnanılmaz bir birlik ve beraberlik örneği sergileyen Artvinliler tam 245 gün kar kış demeden Cerattepe’deki ufak kulübede tek tek her gece nöbet beklemişler. Bu nöbetleri polis tarafından sonlandırılmış olsa da Artvin’deki mücadele ruhunu sezmemek olanaksız. Çarşı’da yürürken neredeyse her dükkanın penceresinde “Maden’e hayır” karikatürleri görüyorsunuz.
 
Cerattepe’nin hukuksal süreci ise uzadıkça uzuyor.  2005 yılında ilk dava açılmış, 2008 yılında Rize İdare Mahkemesi maden ruhsatını iptal etmiş. 2009 yılında ise Danıştay bu kararı onamış. Gerekçe olarak ise şunları kaydetmiş:
 
“Maden ruhsat alanlarının milli park ve turizm alanları ile iç içe olduğu, maden işletmeciliğinin ülke ekonomisine esasen bir katkısının olamayacağı, bölgenin eşsiz doğal güzellikleri ve varlıklarının zarar göreceği, Artvin’in jeolojik olarak heyelan riski taşıyan bir alanda bulunduğu, aktif heyelan alanları bulunduğu, bu konuda birçok bilimsel rapor bulunduğu, bölgede yapılacak madencilik faaliyetinin bitki ve hayvan türlerini olumsuz etkileyeceği, ruhsatların verildiği tarih itibariyle faaliyetin ÇED yönetmeliği kapsamında olduğu, hukuka aykırı olarak ruhsatlandırma işleminin yapıldığı, ÇED olumlu raporu aranmadığı, bu nedenle işletme izni ve ruhsatların iptali” gerekmektedir.
 
Fakat 2011 yılında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yeni maden kanunu çerçevesinde içinde Artvin Cerattepe’nin de bulunduğu 1343 maden alanını ihaleye çıkardı. Bunun üzerine 2013 yılında ÇED olumlu kararına karşı tekrar dava açıldı. 2015 yılında Rize İdare mahkemesi ÇED olumlu kararını iptal etti. Fakat 2015’in Haziran ayında şirket tekrar ÇED olumlu kararı aldı. Temmuz ayında Artvinliler de 751 katılımcı ile Türkiye’nin en büyük çevre davasını açtılar. 19 Eylül’de tekrar duruşma olacak.
 
Görünen o ki Türkiye’deki hukuk sistemi ve yapboza dönen yasalar böyle bir madenin açılmasını sürekli olarak engellemekte yetersiz kalıyor. Zaten gerekli olan da şunun anlaşılması: Artvin’de madene ihtiyacımız yok. Elimizde zaten 199’u endemik olan 1268 farklı biyolojik çeşitliliğe ev sahipliği yapan bir doğa harikası mevcut. Onu başka şekillerde değerlendirecek yatırımların bölgeye kayması gerekmekte. Zaten bölge halkı madeni istemiyor; o zaman “ekonomik büyüme” kimin için? Halka rağmen halk için mi?
 
 
Defne GONENC
Research and Teaching Assistant / PhD Student
Center for International Environmental Studies
Graduate Institute of International and Development Studies
Maison de la Paix
1211 Genève 21 - Switzerland
 

Etiketler:

Yazarın Diğer Yazıları