18.12.2016 18:03:46
Okunma: 1472
0 Yorum

Defne Gönenç
Adalet Arayışında İklim Değişikliği ve İnsan Hakları Davaları

 
Hukukun ve de özellikle davaların toplumsal değişiklik yaratmak için yeterli düzlemler olmadığı görüşündeyim. Yani toplumsal adaletin sağlanmasında hukuku yeterli bir mekanizma olarak görmüyorum. Öncelikle hukuk dili, toplumsal hareketlerin taleplerini en saydam biçimde dile getirmelerine elverişli değildir. Bir dava açmak için toplumsal talepleri hukukun teknik diline uyarlamak gerekir.  Taraflar, dava ile ilgili işlerine gelmeyen “gerçekleri” mahkemeye sunmak zorunda da değillerdir. Ayrıca günümüzde hukuk, mülkiyet hakkını gözettiği için çoğu zaman toplumsal adalet sağlamaktan uzak kararlar verebiliyor. Yani hukuk değişim değil sistemi yeniden üretme mekanizması durumunda.  En önemlisi de hukuk, birçoğunun iddia ettiğinin aksine siyasidir.
 
En son Artvin madeni davasında da tanıklık ettiğimiz gibi dava kararları, içinde bulunulan toplumun güç dengelerinden bağımsız verilmez. Yani aslında günümüzde hukuk, güçlünün düzeni korumak ve gerektiğinde yeniden inşa etmek için kullandığı en “yasal” mekanizmadır.
 
Tüm bunlara rağmen arada sırada adalet avcılarını sevindirecek kararlar da alınmıyor değil elbet. Parlamenter demokrasinin işlevini neredeyse yitirdiği, toplumda her kesimin sesini duyurabildiği, kararların en katılımcı şekilde alındığı bir sistemin sadece bir hayal haline geldiği günümüzde, mahkemeler toplumlara adalet arayışında ek bir düzlem daha sunuyor. Hatırlayacaksınız… 2015 Haziran ayında yargı organlarınca ele alınan dünyanın ilk iklim değişikliği davası Hollanda’da Lahey Bölge Mahkemesi tarafından karara bağlanmıştı. Verilen bu tarihi karara göre Hollanda Hükümeti’nin 2020 yılına kadar karbon salınımlarını %25 düşürmesi gerektiğine karar verilmişti. Dava, sürdürülebilir yaşam derneği Urgenda’nın öncülüğünde 886 Hollanda vatandaşı tarafından açılmıştı. Bu dava, dünyanın birçok yerindeki insanlara, hükümetlerin izlediği politikaları mahkemeler aracılığıyla sorgulama umudu verdi. Aynı zamanda bundan sonraki davalara da örnek teşkil edeceği için bu karar çok önemliydi.
 
Fakat maalesef umulan şimdilik olmadı. Perulu bir köylü, Peru’nun ısınmasına ve buzulların daha hızlı erimesine sebep olarak evini sel basmasına neden olduğu gerekçesiyle Alman enerji şirketi RWE’yi Almanya’da mahkemeye vermişti. Bu dava, iklim değişikliği ve insan hakları davalarında vatandaşların yabancı şirketleri şirketlerin ülkesindeki mahkemelere taşıyabilmeleri açısından da çok önemliydi. Fakat maalesef, mahkeme, köylünün evini su basması ile RWE’nin aktiviteleri arasında “bilimsel nedensellik” bulunsa da “hukuki nedensellik” bulunmadığı gerekçesiyle davayı düşürdü. Davanın avukatı, davayı bir üst mahkemeye taşıyacağını açıklasa da bu durum yukarıda daha önce bahsettiğim tezi doğrular nitelikte. Mahkemeler kararlarını bilimsel nedenselliğe göre vermeyecekse neye göre verecek? Siyasi ve ekonomik güç ilişkilerine göre olmasın? Mahkemeler bu sebeple toplumsal değişiklik arayışında bizlere bir diğer platform sunsalar da mahkeme kararları önceden kestirilemediğinden ve de kararlar dönemin güç dengelerine göre şekillendiğinden umudu sadece hukuka bağlamak doğru değil diye düşünüyorum.
 
Yine de beni de umutlandıran bir dava daha mevcut. Filipinler’de iklim değişikliğine ve insan hakları ihlallerine sebep oldukları gerekçesiyle aralarında Chevron, ExxonMobil, BP, Shell, Suncor gibi şirketlerin de bulunduğu 47 şirket İnsan Hakları Komisyonu’na taşındı. Dava Nisan 2017’den itibaren internetten tüm dünyaya açık olarak yapılacak ve şirketler kendilerini savunmak zorunda kalacaklar. İnsan Hakları Komisyonu’nun tam bir mahkeme gibi çalışmadığını da belirtmek lazım. Komisyon şirketlere ceza veremeyecek ve de onları emisyonlarını azaltmaya zorlayamayacak. Fakat yine de iklim değişikliği ile insan hakları ihlalleri arasındaki bağlantının netleşmesi ayrıca iklim değişikliğinin öneminin altının bir kez daha çizilmesi açısından bu dava çok önemli. Belki de en önemlisi, iklim değişikliğinin gerçek sorumlularının direkt olarak toplum önünde hesap verme vaktinin gelmiş olmasıdır. İklim değişikliği ile mücadelede müzakereler şimdiye kadar hep devletler aracılığıyla yürütüldü. Karbon salınımları şirketler değil ülkeler baz alınarak yapıldı. Fakat bu soruna gerçekten bir çözüm bulunacaksa görüşmelerin direkt şirketlerle yapılması gerektiğini ve şirketlerin endüstrideki en iyi standardı takip etmekle sorumlu olmalarının şart olduğunu düşünüyorum.

Defne GONENC
Research and Teaching Assistant / PhD Student
Center for International Environmental Studies
Graduate Institute of International and Development Studies
Maison de la Paix
1211 Genève 21 - Switzerland
 

 

Etiketler:

Yazarın Diğer Yazıları