11.09.2016 00:20:00
Okunma: 2110
0 Yorum

Defne Gönenç
ABD ve Çin Paris Antlaşması’nı Onayladı

 Bildiğiniz gibi Paris Antlaşması, geçtiğimiz Aralık ayında kabul edilmişti. Uluslararası hukuka göre bir antlaşmanın kabul edilmesi onun hemen yürürlüğe gireceği anlamına gelmiyor. Buna göre, antlaşma Nisan 2016`da 175 ülke tarafından imzalandı ve onaylanmaya açıldı. Nisan ayı boyunca ilk olarak iklim değişikliğinden en olumsuz biçimde etkilenen ada ülkeleri antlaşmayı onayladı.

 

Fakat yanıtı en çok beklenen soru ABD ve Çin`in tutumuydu. Zira ABD Kyoto Antlaşması’nı onaylamayıp iklim değişikliğinin hızının artmasının sorumlularından biriydi. Sevindirici haber Eylül ayının başında geldi. ABD ve Çin, Paris Antlaşması’nı onayladı. İklim değişikliği ile mücadele konusunda ABD`nin en önemli kozu, kendisinin iklim değişikliği ile mücadele için karbon azaltmana gitmesi sonucunda Çin karşındaki rekabet gücünün azalacağı olmuştur. Bunun karşılığında Çin ise halen kalkınmakta olan bir ülke konumunda olduğu için gelişmiş ülke statüsüne ulaşmayı arzu ettiğinden karbon tüketiminde ciddi bir azaltma yapmayacağını, zira gelişmiş ülkelerin de mevcut zenginliklerine fosil yakıtlardan enerji üreterek ulaştıklarını savlamıştı. İlk okumada her iki devletin de haklı gibi durabilecek argümanları ise yıllardır dünyada iklim değişikliğinin hızlanması, sel ve fırtınaların sıklaşması, çölleşmenin artması, buzulların erimesi, ada ülkelerinin ciddi tehdit altında kalması, sıcaklık değişikliklerine bağlı olarak tarım ürünlerinde verimlilik düşmesi gibi felaketlerin artmasına sebep olmaktaydı. Bu ayın başında aldığımız haber ABD`nin ve Çin`in de iklim değişikliği konusunda pozisyon değiştirebileceğini gösterdi.

 
Paris Antlaşması ülkelerin ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklarla hareket etmesini öngörüyor. Ayrıca ülkelerin sera gazı salınımlarını “Niyet Edilen Katkı Beyanları” doğrultusunda azaltmasını amaçlıyor. Buna göre Paris Antlaşması öncesinde her ülke ne kadar sera gazı azaltımına gidebileceğini kendisi hesaplayıp beyan etti. Bu yönüyle Paris Antlaşması birçokları tarafından başarı hikayesi olarak görülüyor. Zira kendi verdikleri sözleri tutmayan ülkeler afişe edilecek. Ayrıca her ülke kendi çıtasını kendisi belirlediği için antlaşma süreci daha çoğulcu ve yerelden gelen taleplerle şekillenmiş oldu.
 
Fakat Paris Antlaşması’nı bizleri iklim değişikliğinden kurtaracak antlaşma olarak görmemek lazım. Çünkü antlaşma sıcaklık artışını yüzyılın sonuna kadar 2 derecenin altında tutmayı amaçlamakta. 2 derecelik bir artış ise zaten aslında bir anlamda dünyanın sonunun gelmesi demek.  2 derecelik sıcaklık artışı dünya için tam bir felaket senaryosu. Bu sebeple Paris Antlaşması’ndaki talepler maalesef beklenen ölçüde güçlü değil. Ayrıca antlaşmanın “sözünü tutmayanı afişe etme” dışında başka bir yaptırım gücü da şimdilik mevcut değil. Ayrıca tabi ki antlaşmanın başarısı fakir ülkelere aktarılacak finansman ve teknoloji miktarına bağlı olacak.
 
İklim değişikliğiyle samimi anlamda mücadele etmek için hemen bugün itibariyle karbona verilen destekler kaldırılmalı, kömür madenlerinin kapatılması teşvik edilmeli, petrol tüketimi azaltılmalı. Türkiye’nin tutumu ise maalesef bunun tam tersi yönde. Zira Paris İklim Antlaşması için öngörülen hedef, güneş ve rüzgar gibi alternatif enerji kaynakları çok yüksek olan ülkemiz için çok düşük. Ayrıca Türkiye Paris Antlaşması’nı bile hala onaylamadı. Türkiye’nin “büyüme” saplantısından vazgeçip kalkınma ile ilgili olarak doğru hedefler koyması ve enerjisini doğru bicimde kullanması gerekmekte. İklim değişikliği ile mücadelede daha hırslı bir tutum takınılması ise bunlardan sadece biri.
 
 
Defne GONENC
Research and Teaching Assistant / PhD Student
Center for International Environmental Studies
Graduate Institute of International and Development Studies
Maison de la Paix
1211 Genève 21 - Switzerland

The great escape.
 

 

Etiketler:

Yazarın Diğer Yazıları