BİR DAVANIN HİKAYESİ

26 Haziran 2019 Çarşamba , 20:16
Okunma: 2121
0 Yorum

MUTLU TUNCER

 
Birisine iftira atmak; 
 
Dünyanın en büyük insanlık suçudur… 
 
Yapmadığını bildiğin halde, birisine suç isnat etmek…  Karalamak… Toplumda onu itibarsızlaştırmaya çabalamak, dünyanın en ahlaksız girişimidir. 
 
 
Dün böyle bir iftiranın, davası bitti… 
 
İftirayı atanlar,  imar yolsuzlukları ile ünlü, basının üç kuruş koparabilmek için peşinden koşturduğu, poliste, adliyede müthiş tanıdıkları olan… Folkart’ın sahibi Mesut Sancak ve onun yalancı  şahitleriydi…  Kimdi bunlar? Gazi Hastanesinin eski Müdürü hayatımda bir kez bile görmüşlüğüm olmayan Adviye Onay isimli hatun…  İzmir’de namlı Has Ajans’ın sahibi Harun Aygün,(Hayatımda görmüşlüğüm, konuşmuşluğum yok)  Gazi Hastanesi’nin sahiplerinden Salih Merdan (İntihar ederek canına kıydı, hayatımda görmüşlüğüm konuşmuşluğum yok) işadamı Metin Kaya…  (Hayatımda görmüşlüğüm, konuşmuşluğum yok) 
 
İftira attıkları, Mesut Sancak’ın Çeşme’de turizm  alanına  otel ruhsatı ile rezidans yaptığını yazan ve yetkililerin bu işe gözyumduğunu yazan gazeteciler…  Yani kamu hakkını korumaya gayret eden 3 basın mensubu… 
 
Uydurdukları suç; ŞANTAJ! 
 
Şu vicdansızlığa bakın, şu cürete bakın… Şu ahlaksızlığa bakın… 
 
Mesut Sancak; haberimizi yayınladıktan sonra aynı zamana gelen Sözcü Gazetesi’nin muhabirinin tutuklanmasından cesaret alarak gece yarısı benim sekreterimi arıyor ve “Gökmen Ulu’yu hapse gönderdik. Sıra Mutlu Tuncer’e geldi, bu gün polislerle konuştum” diyor!  Gökmen Ulu da bu oteli haber yapmıştı ama, tutuklanması  Cumhurbaşkanının yerini belirttiği iddiasıyla gerçekleşmişti… 
 
Ben hapse gireceğim! 
 
Ne suç işledim ki? Suç işlemeyen kişinin hapiste işi ne? 
 
Burası bir hukuk devleti değil mi? 
 
Bakın ne oldu? 
 
Bu isimler nasıl buluştular ise Mesut Sancak ve gazeteci bildiğimiz Erol Yaraş organizasyonu ile buluşmuşlar, bizim kendilerine şantaj yaptığımız savı ile Gasp Bürosu’nda ifade vermişler… Her biri bizi yerden yere vurmuş,  bizim şantaj işleriyle tanındığımızı, bizi iyi bildiklerini beyan etmişler!
 
İyi de ben şahitlerini bırakın Mesut Sancak’ı da hayatımda ne gördüm, ne konuştum… Nasıl para istemiş olabilirim? 
 
Mesut ve Erol’un şikayetini gidip yaptığı bir savcı meğer bu işe gönüllü olmuş…  Biz polise ifadeye çağırıldık ve gittik. Ancak ifadelerimizi savcılığa vereceğimizi söyledik. Savcıya da dilekçe yazarak ne zaman emrederse, gidip ifadelerimizi ayrıntılı vereceğimizi bildirdik…
 
Savcı bizim ifadelerimizi alma gereği duymadı… 
 
Bir baktık, soruşturma bize tek kelime sormadan tamamlanmış, dosya mahkemeye şantaj iddiasıyla gönderilmiş. Nereden öğrendik? 
 
İzmir’in çok zengin gazetecisi, Fetö’nün okulunun açılış kurdelesini kesen, Fetö’nün davetiyle melanet yuvası Yamanlar Koleji’nin parasıyla ve organizasyonu ile Pensilvanya’ya giden Feto ile görüşen ama tek satır yazmayan… Afrika’ya gidip Feto okullarını denetleyen… Erol Yaraş isimli gazetecinin yayın organından ve onların servis ettiği sözde gazetelerden öğrendik.  (Has Ajans sahibi yalancı şahit Harun Aygün’ün itirafı) 
 
Daha mahkeme dosyayı kabul etmeden, bizim resimlerimizi bastılar… Gözlerimizi bantlayarak… Fuhuş çetesiymişiz gibi… 
 
İşadamlarına şantaj yapan gazeteciler olarak… 
 
Bu işi soruşturan ve bizim ifademizi almadan hemen soruşturmayı tamamlayan savcı aslında tanıdıktı… Erol Yaraş ile Pensilvanya’ya gidip, Fetoilegörüşen ama tek satır yazmayan,Yamanlar koleji yolcularının haberini yazdığımız için bizi gözaltına alan 8 saat sorgulatan savcı da bu dosyaya bakan savcıydı… Feto’nun ayağına gidenler, okulunu açanlar, Afrika’ya uçup okulları denetleyenleri değil, savcı bu haberi yazıp “Bu ne iş?” diye soranları gözaltına aldırmıştı.  Garip değil mi?
 
İşte bu savcı, mahkeme dosyayı iade edince, bizi mecburen ifadeye çağırmıştı… 
 
İfade verirken bana avukatımın yanında “Kısa kes, derdini mahkemede anlat” diye de çıkışmıştı… 
 
Yani; “Sen ne dersen de, davayı açacağım” diyordu. 
 
Öyle de yaptı… Delil yok… İspat yok… Suçlamalar yüzeysel…  25. Asliye ceza mahkemesinde dava açıldı… Artık şantaj sanığı idik… 
 
 
Ve bir ayrıntı… Savcı üstüne üstlük bize b.ir de rüşvet soruşturması başlatmış, bu soruşturmayı bahane ederek 2 ay bizim telefonlarımızı dinletmiş… Suç unsuru bulamadıkları için  de görüşme kayıtlarının imhasına karar vermiş. Biz devlet memuru değiliz ki… Nasıl rüşvet alabiliriz? Hukukun nasıl çiğnendiğine bakın… İtiraz ettik… “Kayıtları yok etmeyin karşı delil içeriyor” dediysek de, olmadı. 
 
Ama savcı bu konuşmalardan, Ahmet Doğan’ın kendisi ve bir hanım arkadaşı hakkınnda konuştuğunu öğrenmiş. İfade vermeye gittiğimizde Ahmet’i odaya kapatıp hesabını sordu. Münakaşalar oldu. Hanım arkadaşını arayarak “Ne demişti şimdi yanımda” diyerek yaptığı zulmü anlatmnış.
 
 
İlk mahkemeye Mesut Sancak ve yalancı şahitleri geldi… 
 
Görevlerini tamamlamış, davayı açtırmış olan şahitler, bu kez mahkemede doğruyu söylediler, beni tanımadıklarını beyan ederek, “İfadelerimize Mutlu Tuncer ismi eklenmiş” deyiverdiler.
 
Dertleri Ahmet Doğan isimli gazeteci ileymiş ve takipsizlik almış ve kesinleşmiş bir dosyayı yeniden canlandırmaya kalkmışlar. Benimle birlikte Nivent Kurtuluş da suçlanıyor ve bizi suç örgütü yapmaya çalışıyorlar… İşin doğrusu bu… 
 
Yalancı tanıklar ifadelerini değiştirince ben Mesut Sancak’ın beni tanıyıp tanımadığını, benle hiç konuşup konuşmadığını sordum. Beni tanımadığını ve hiç konuşmadığımızı itiraf etti… Peki nasıl para isteyip şantaj yapmıştım? 
 
Mesut Sancak’ın ifadesi “Öyle hissettim” oldu. 
 
Burada mahkeme garip bir şekilde ve ısrarla yazdığımız yazıları bilirkişiye göndermek istedi ve gönderdi.  Ama suçun en iyi bilirkişisi hakim değil midir? Şantaj yazarak nasıl yapılır? 
 
Üstelik biz aleni olarak Mesut Sancak’ın imar yolsuzluğunu belgeleriyle açıklamışken? 
 
Dosya ilk bilirkişi ekibine gitti. Geri döndü… Bilirkişiler bu dosyayı almadılar… Bu kez başka bir üniversiteye gönderildi… Ama onlar da kabul etmediler! 
 
Sonunda mahkeme bilirkişi işinden vazgeçti. 
 
Mesut Sancak’ın mahir avukatı Meryem Kocabaş, yayın yasağı koydurdu… Yani biz mahkeme aşamasını yazamıyorduk. Ama Mesut Sancak’ın gazetecisi Erol, durmadan yazıp, bizi şantajcı olarak ilan ediyordu. Hakimi uyardık,  mahkeme kararına uymayan Erol hakkında suç duyurusunda bulundu. Savcılık hemen takipsizliği bastı… Biz yazmış olsaydık acaba ne olurdu sorusu hep kafamızda kaldı.
 
Yargılama iki yıl sürdü… 
 
Gittik, geldik… Bize durmadan değişik davalar açarak mahkemelerde “Bunlar şantajdan da yargılanıyorlar” dediler.  
 
Yerel seçimlerde danışmanlığını yaptığım Urla Belediye Başkanına kadar Mesut Sancak’ın adamları Ünal Ersözlü ve Erol Yaraş, beni kötülediler… Belediye başkana benim şantajdan yargılandığımı söyleyip, “Bu adamı uzaklaştır” dediler.
 
Belediye Başkanı Burak Oğuz ise, bu iki adamın ziyaretini sosyal medyadan “Dostlarım geldi” diye duyurunca zaten ben ilgimi kestim. Hala verdiğimiz hizmetlerin parasını almaya çalışıyoruz. Burak Oğuz da vermemeye gayret ediyor! 
 
Ve dün son duruşma yapıldı… 
 
Hakim dosyada delil olmadığı için sanık olan bizler hakkında beraat kararı verdi… Ama bu karar hiçbir gazetede yayınlanmadı. Oysa dün hasbel kader bir ceza alsaydık, bu gün yağcı medya birinci sayfadan bu haberi duyuracak, bizim rezilimizi çıkaracaktı…
 
Şimdi Mesut Sancak ve yalancı şahitleri hakkında iftira atmak, kumpas kurmak suçundan şikayette bulunuyoruz. Elbette tazminat davası da açacağız… 
 
Yani, bu kumpasın ayrıntılarını didik didik edeceğiz.
 
ŞİMDİ CEVAPLANMASI GEREKEN SORULAR ŞUNLAR: 
 
1- Mesut Sancak isimli şahısla, yalancı şahitler Harun Aygün, Salih Merdan, Metin Kaya, Adviye Onay nasıl bir araya gelip bizi hedef aldılar? 
 
2- Poliste verdikleri ifadelerin gerçeği yansıtmadığını mahkemede itiraf ettiler. Peki bu ifadelere ekler yapıldığı iddiası doğru mu? Yapıldıysa kimler yaptı? 
 
3- Nasıl oluyor da, Erol Yaraş ve Mesut Sancak söz konusu olduğunda hep aynı savcı soruşturma yapıyor? 
 
4- Savcı neden bizim ifadelerimizi almadan dosyayı mahkemeye gönderiyor? Mahkeme daha dosyayı kabul etmeden nasıl oluyor da basının haberi oluyor ve “Dava açıldı” diye haberler yapılabiliyor? 
 
5- Biz hukuka aykırı şekilde dinlendik.  Bu iş nasıl oldu? Kim istedi, kim yaptı? 
 
6- Bu kumpasın suçluları hakkında hiçbir savcı çıkıp bir şey yapmayacak mı? Polis ifadeleri nasıl alındı sormayacak mı? 
 
 
Elbette sorulacak… Biz sorduracağız… İftiracıların, kumpasçıların cezalandırılması için bir ömür sürse uğraşacağız…
 

 


Kaynak: